21 Aralık 2009 Pazartesi

yeşil

nuri alço'yu joker'in sokağının önünde gördük lan ?!

19 Aralık 2009 Cumartesi

mini mini bir bug uçup laptopa konmuş

bir cs 201 midterm'ünde daha, ben yine 3 satırlık kodu değil 33, int (string::npos) satırda yazdım.
hoca da sanırım bunun üzerine midterm2_SOLUTIONS başlıklı bir dosyada son 4 senenin midterm2 solutionlarından oluşan bir seçki yolladı az önce. bu midterm'ün yalnız 2 sorusunu içeren dosyanın "pardon ya yanlış oldu ters oldu" diyerek düzelmesini bekliyorum son yarım saattir. vazgeçip toplanıyorum şimdi.

17 Aralık 2009 Perşembe

kimse böyle üzgün olamaz

hayattan, hayallerinden, istediğinden bahset,
düşünden, düşündüklerinden, hepsi olmuş farzet

içimden geçeceksen, buradayım yürü üzerime

karanlıkla dans etmeyi, sonra ölmeye yatmayı anlat

hep gözpınarında duran göz yaşında akmaya hazırlanan
neler neler var, ne hikayeler var

bir sokak gördüm rüyalarımda gecelerce, hiç sana çıkmadı,
sadece yarım saat tutuştuk el ele, o saat durmadı

sen, ben, gece bir yol
başka bir şey yok elimde, hafızamda
düşünüyorum, ne kadar yer etmiş olabilir
İstiklal Caddesi kadar

sen nasıl başardın, yüzyıllık ağaç gibisin,
nasıl böyle kaldın, yoksa sen de sadece öyle duranlardan mısın?

kalbimin sokaklarını arar sorarken kim bilir ben kaç kalp kırdım,
zamanın istasyonunu trenler geçerken kim bilir kaç kez kaçırdım

her kahraman gibi erken gittin.
dinlendiğin o sarmaşık sonra soldu, hep uçtun ateşe yakın

karaya oturmuş eski bir gemide, gölgesinden sıkılmış söğütte,
baktığımda her yerde her aynada, mutluluktan sürülmüş, sanki yasaklanmış biri var

yeldeğerimeni rüzgarla rüzgar uçurtmayla geldi,
uçurtma bir çocuğun gözünden dünyayı korkuyla seyretti

sen en güzel şarkını henüz yazmadıysan, söz yok.

bu da sağımdaki bünyeden geliyor:
"bi ilk parçayı beğenmedim, selam falan"

16 Aralık 2009 Çarşamba

another tapestry

artık gerçekten ben susuyorum tapestry konuşsun. sonra hoca neden kötü espri yapıyor, bu kitapları okumuş kadın!

about "the Dice Class" in cs201, //hakkaten zar sınıfı diyor burada, konudan uzaklar için
"the word dice is the plural form of the word die, but a class named Die seems somewhat macabre. Also, using Dice prevents professors from jokingly saying "Die Class" to their students."

yemin ederim yapardı bunu.

11 Aralık 2009 Cuma

hist & tll vs tarih

nereden baksam 7 sene kadar tarih gördüm ders olarak, o kadar eminim ki şu son 11 haftada o 7 seneden daha çok şey öğrendiğimden..

10 Aralık 2009 Perşembe

mersintersin

ben yıllar boyu yatmaya giderken "hadi annem görüşürüz" deyip yattım. ilk zamanlarında, ki bu 7-8 yaşlarıma denk geliyor sanıyorum, annem baya gülerdi, "ahaha peki baybay" diyodu bozuluyodum. sonra o da alıştı, hadi görüşürüz diyip yattık bi 10 sene kadar.
şimdi farkettim de, bu mantığa göre sabah uyandığımızda da "merabaa" dememiz gerekiyomuş, üzüldüm bunu farkedince, çünkü çok emindim baybay'ın bir yatma iyi niyet belirtisi olduğundan.
iyi de, uyurken orada değilim ben. biliyorum değil yani. uyanınca da "günaydın" nedense ağır basmış "merhaba"dan.
farketme olayım da "ben 20 dk kestiriyorum hadi görüşürüz" dedim odada, iki insan da yarıldı.
o diil de bu kahve makinelerinden süt içmeyin, süt tozundan üretiyor bütün bardağı, baya iğrenç.

8 Aralık 2009 Salı

havuz problemi

ben baya boş şeyler yazıyorum buraya, farkındayım yani merak etmeyin.

az önce odama yaklaşırken canım kahve istedi ve nasıl bir mutluluk duydum anlatamam, çünkü bugün bütün gün içmedim ve canım hiç istemedi diye çok şaşırıyordum. niye sevindiğimin çünküsü o değildi aslında, şu: eğer ben kahveden vazgeçersem hayatta vazgeçemeyeceğim bir şey yok demek olur. yaklaşık son 5 yıldır kahveyle yaşıyorum, uyanmam için incebağırsağımdan (evet bence de böle diince olmadı) emilmesi gereken belirli bir kafein miktarı var. yaklaşık 1 tatlı kaşığı nescafe gold'da bulunuyor bu miktar. yani eğer ben kahve içmeden uyanabiliyorsam artık, değişiyorum demek. korktum biraz. mutluydum hayatımdan çok, bu sabaha kadar.

en iyi arkadaşım bana dedi ki, "düşündüm ama artık benim sana sözüm yok".
tek istediğim, tek dilediğim bir "teşekkür ederim" görmekti uyandığımda oysa. arkadaş olmadığımızı biliyordum zaten doğumgününü kutlarken de, tek dileğim hapşurduğunda hala "çok yaşa" diyebiliyor olmaktı. diyemeyeceğimi böyle öğrendim.
bu da geçer bence.
kahve içmeye gidiyorum. belki düzeltebilirim her şeyi olmasa bile, bir şeyleri.

sen yine de hoşçakal, vapur yolculuklarımın tek dostu, sen mutlu ol.
düşündüm de, benim sana o kadar çok sözüm var ki, neyse boşver.

5 Aralık 2009 Cumartesi

hasanlar

bi yer var,
yerin iki kat altında. 4 hoca.
benim hiç yeteneğim olmayan bir aktivite (!) üzerine ders veriliyor.
sapıkça bir yerlerimizi çekiştiriyoruz haftada 4 saat. canımız yanıyo sürekli.
ve ben niye bırakamıyorum..
bi kere yangın çıktı.
eskiden sadece derslerde bana bağırırlardı. o geri geliyor.
topuzum bozuldu diye 20 kişinin önünde bağırılmayı haketmiyordum bence.
hareketi ilk gösterilişte ezberleyemedim diye de.
bilgisayar mühendisi olucam ben ama, çok salak olmamalıyım diyorum kendime, ezberleyebilseydim keşke.
sonra bas diye bir şeye başladım.
baleden alışıktım ders bitsin diye aralarda saate bakmaya, bunda bitmesin diye bakmaya başladığımda şaşırdım.
yani demem o ki, bi cesaret edebilsem de ayrılsam baleden şimdi, çok daha mutlu bi insan olucam.
sonra da oturup pacman oyunu yazıcam ne biliim.
bi çocuk yazmamız istenen oyun çok saçma olduğu için anlamak açısından "bi oynar mısınız" dedi derste, hoca ellerini havaya kaldırıp göbek attı.
yok bu sonuncusu olaydan bağımsız.
hasanlar da biz küçükken tavandan inen örümceklere verdiğimiz isimdi bale okulunda. nası bırakıcam lan ben..