ben galiba kendimle olan ilişkimden sıkıldım. bütün gün benle birlikte olmak nasıl zor bir şey biliyor musun. sürekli bir şeyler istiyor ama karşılayamıyorum hiç. sürekli üzülüyor ağlıyor sıkılıyor, yardım edemedikçe bozuluyor da bana. iyi ki benden başka kimse benimle 19 yıl geçirmek zorunda değil, yani ben katlanırım, benim sonuçta; ama bir başkası kesinlikle katlanamaz bana uzun süre. hem zaten eğer başkası benimle olursa ben kendimle o kadar uzun süre beraber olamam ki. böylece uzun birlikte olduğum o kişi bana dönüşür ben kendimle daha az vakit geçirdikçe. ben, benden başka kimse ben olsun istemiyorum.
özet: sıyırdım lan.
29 Haziran 2010 Salı
27 Haziran 2010 Pazar
diplo
dün diploma töreninde çalıştım, diplomaları öğrencilere verecek insana diploma verece
k kadına diploma veren iki kızdan biriydim. az kalsın o kıza diploma veren kız olacaktım ki ayakkabımın yürümeye müsait olmasından sebep bir kademe atladım görev günü. artık atlamak mıdır düşmek midir ben pek karar mekanizması da kuramadım aslında.
izninizle kendi diploma törenime 3 yıl daha varken bu gün hakkında birkaç tespit yapacağım.
öncelikle kızlar! eğer topuklu ayakkabı ile yürüyemiyorsanız veya koşamıyorsanız lütfen, bak bir daha söylüyorum lütfen bir karış topuk giymeyin. kırmızı halıda sizin yolu yürümenizi beklerken oluşan boşlukta herkes çok sıkılıyor ve herkes bu süre zarfında sizi izlediği için, siz de poponuzu bir sağa bir sola savurmak suretiyle yürüyüp suratınızda acı bir tebessümle dekana bakarken biz sizin için çok üzülüyoruz. ama o topuklarla kocaman kocaman adım atıp koşan kızlar, aşırı güzel görünüyorsunuz ve sizin gibi olabilmek için önümdeki 3 yıl boyunca canla başla çalışıp topukların üzerinde koşmayı başaracağım. bir de, altlarındaki etiketleri çıkarmayı unutmayın olur mu.
güler hanım. siz nasıl bir insansınız ki tüm yönetici kadrosunu ve konuşmacıları kaşınızla gözünüzle yönetebiliyorsunuz? konuşmacı tek parmak hareketiyle hızlanır, rektör bir kaşla yerinden kalkarken gözlerimi sizin üzerinizden alamadım tüm tören boyunca. yanındaki sanırım sabancı holding üyesine, hocalar ve öğrenciler ortalıkta dans ederken "bizim öğretmenlerimiz de çok genç" dediğini dudaklarından okuduğum için kendimi mutlu hissetmemi açıklayamadım yalnız. neyse. bir de bana ve diploma getir götürü yapan diğer kıza (ki onun da adı burcu..) bakarak yanındakine elleriyle dönüşüm gibi bir işaret yapınca heyecanlandım yemin ederim.
bratislav. biliyorum, hepiniz hum'larınızı ondan almak için çırpınıyor, yemek sırasında selam verdiğinde seviniyorsunuz dostlarım ama beyler, adam kütük! akademisyenlerin teker teker yaptığı meksika dalgası 4 sıra teklemeden gelip adamda durdu yahu! senden kaç yaş büyükler dekanlar rektör katılıyor, beyimiz afedersiniz kıçını kaldırıp da ayağa kalkmıyor. meksika dalgası da tamamlanamadan sönüyor haliyle. çok pis gıcık oldum adama sırf bu yüzden.
can y. cs201 asistanı, cs master menzunu bu arkadaş diplomasını almaya mikimouse eldivenleriyle çıkıp rektörü elinde diploma "naapsam ağzına mı koysam" diye düşündürdü. en sonunda koltuğunun altına alıp dekanla da hi5! (acaba high5! mi yazılıyordur?) yaptıktan sonra müzik çalarken tren vagonu görevini üstlenip eldivenlerini sallarken görüldü. acil şifalar diliyorum kendisine, umarım yakın zamanda iyileşir.
akademisyen cüppesi giyen bi insanın (econ201 hocasıymış aldığım haberlere göre) yüksek lisans cüppesi giyen bir kızı tören müzikleri sırasında dansa kaldırması herkes tarafından "wouhha ehuhuhee"yle falan karşılandı, ben de sordum neymiş diye, karısıymış meğer. herkesin çok şirin bulduğu bu durumu sevgilime aktardığımda "bence yüksek lisans kızlarının tehlike altında olduğunu haber veriyor bu durum, kızlar sürekli değişiyor, oradan sevgili bulmak isteyen erkek akademisyen güruhu sabit çünkü orada" gibi bir yorum yaptı. tam olarak aynı fikirlerde değilsem de, bunu ikimizin de şirin bulmadığına sevindim.
doktora diplomasını kucağında çocuğuyla almaya çıkan kızımıza da hayran mı olsam bilemedim. bir de karnında çocuğuyla almaya çıkan vardı ama onu babasına bırakması çok mümkün değildi o yüzden nötrüm kendisine karşı.
bir çocuk da yavrum diplomasını alamadı güler sabancının elinden üzüldüm çok. "beni erken anons ettiniiez" diyen insan muhtemelen yanlış sıraya girmişti ama kabull
enemiyordu bunu çünkü okunma listesiyle diploma sırası benim gözümün önünde 3 kere kontrol edildi ki bi de bensiz kısmı vardı.
yani aslında sonuç olarak, lise diploma törenimde, biliyorum aynı şey değil ama, ağlayanları hiç anlamamıştım ben. "bitti lan nesine ağlıyosunuz allo kocaman bi hayat var şimdi bak üniversiteye gidicez bisürü yeni insan tanicaz ohoo hala ağlıyo lan salak bu" diye düşünmüştüm; ama bu törende ağlayanları anladım inanır mısınız. belki de sadece 1. sınıf (yalnız ilkokuldaki gibi oldu, yazın sınıfta kalmışım gibi eski sınıfımı söylüyorum) olmamdan kaynaklıdır.
tüm tören boyunca çekilen videoda arkada sabit olmam ise, fail.
k kadına diploma veren iki kızdan biriydim. az kalsın o kıza diploma veren kız olacaktım ki ayakkabımın yürümeye müsait olmasından sebep bir kademe atladım görev günü. artık atlamak mıdır düşmek midir ben pek karar mekanizması da kuramadım aslında.izninizle kendi diploma törenime 3 yıl daha varken bu gün hakkında birkaç tespit yapacağım.
öncelikle kızlar! eğer topuklu ayakkabı ile yürüyemiyorsanız veya koşamıyorsanız lütfen, bak bir daha söylüyorum lütfen bir karış topuk giymeyin. kırmızı halıda sizin yolu yürümenizi beklerken oluşan boşlukta herkes çok sıkılıyor ve herkes bu süre zarfında sizi izlediği için, siz de poponuzu bir sağa bir sola savurmak suretiyle yürüyüp suratınızda acı bir tebessümle dekana bakarken biz sizin için çok üzülüyoruz. ama o topuklarla kocaman kocaman adım atıp koşan kızlar, aşırı güzel görünüyorsunuz ve sizin gibi olabilmek için önümdeki 3 yıl boyunca canla başla çalışıp topukların üzerinde koşmayı başaracağım. bir de, altlarındaki etiketleri çıkarmayı unutmayın olur mu.
güler hanım. siz nasıl bir insansınız ki tüm yönetici kadrosunu ve konuşmacıları kaşınızla gözünüzle yönetebiliyorsunuz? konuşmacı tek parmak hareketiyle hızlanır, rektör bir kaşla yerinden kalkarken gözlerimi sizin üzerinizden alamadım tüm tören boyunca. yanındaki sanırım sabancı holding üyesine, hocalar ve öğrenciler ortalıkta dans ederken "bizim öğretmenlerimiz de çok genç" dediğini dudaklarından okuduğum için kendimi mutlu hissetmemi açıklayamadım yalnız. neyse. bir de bana ve diploma getir götürü yapan diğer kıza (ki onun da adı burcu..) bakarak yanındakine elleriyle dönüşüm gibi bir işaret yapınca heyecanlandım yemin ederim.
bratislav. biliyorum, hepiniz hum'larınızı ondan almak için çırpınıyor, yemek sırasında selam verdiğinde seviniyorsunuz dostlarım ama beyler, adam kütük! akademisyenlerin teker teker yaptığı meksika dalgası 4 sıra teklemeden gelip adamda durdu yahu! senden kaç yaş büyükler dekanlar rektör katılıyor, beyimiz afedersiniz kıçını kaldırıp da ayağa kalkmıyor. meksika dalgası da tamamlanamadan sönüyor haliyle. çok pis gıcık oldum adama sırf bu yüzden.
can y. cs201 asistanı, cs master menzunu bu arkadaş diplomasını almaya mikimouse eldivenleriyle çıkıp rektörü elinde diploma "naapsam ağzına mı koysam" diye düşündürdü. en sonunda koltuğunun altına alıp dekanla da hi5! (acaba high5! mi yazılıyordur?) yaptıktan sonra müzik çalarken tren vagonu görevini üstlenip eldivenlerini sallarken görüldü. acil şifalar diliyorum kendisine, umarım yakın zamanda iyileşir.
akademisyen cüppesi giyen bi insanın (econ201 hocasıymış aldığım haberlere göre) yüksek lisans cüppesi giyen bir kızı tören müzikleri sırasında dansa kaldırması herkes tarafından "wouhha ehuhuhee"yle falan karşılandı, ben de sordum neymiş diye, karısıymış meğer. herkesin çok şirin bulduğu bu durumu sevgilime aktardığımda "bence yüksek lisans kızlarının tehlike altında olduğunu haber veriyor bu durum, kızlar sürekli değişiyor, oradan sevgili bulmak isteyen erkek akademisyen güruhu sabit çünkü orada" gibi bir yorum yaptı. tam olarak aynı fikirlerde değilsem de, bunu ikimizin de şirin bulmadığına sevindim.
doktora diplomasını kucağında çocuğuyla almaya çıkan kızımıza da hayran mı olsam bilemedim. bir de karnında çocuğuyla almaya çıkan vardı ama onu babasına bırakması çok mümkün değildi o yüzden nötrüm kendisine karşı.
bir çocuk da yavrum diplomasını alamadı güler sabancının elinden üzüldüm çok. "beni erken anons ettiniiez" diyen insan muhtemelen yanlış sıraya girmişti ama kabull
enemiyordu bunu çünkü okunma listesiyle diploma sırası benim gözümün önünde 3 kere kontrol edildi ki bi de bensiz kısmı vardı.yani aslında sonuç olarak, lise diploma törenimde, biliyorum aynı şey değil ama, ağlayanları hiç anlamamıştım ben. "bitti lan nesine ağlıyosunuz allo kocaman bi hayat var şimdi bak üniversiteye gidicez bisürü yeni insan tanicaz ohoo hala ağlıyo lan salak bu" diye düşünmüştüm; ama bu törende ağlayanları anladım inanır mısınız. belki de sadece 1. sınıf (yalnız ilkokuldaki gibi oldu, yazın sınıfta kalmışım gibi eski sınıfımı söylüyorum) olmamdan kaynaklıdır.
tüm tören boyunca çekilen videoda arkada sabit olmam ise, fail.
25 Haziran 2010 Cuma
arka daha rahat
son 1.5 saattir güldüğüm şeyleri açıklıyorum.
firdevs'e noolmuş? tööbe estaafrullah bişi olmuş.
çok iyi oldu çok güzel de iyi oldu taam mı. şimdi meselam türban olayını çok karıştırdılar. ha, aralarında bi fark kaldı, o da çok güzel oldu. meselam, herkesin hayatına kimse karışamaz. ha nasıl karışamaz, ben bu şekil geynirim, bu bayan şu şekil geynir şu şekil geynir. ha kimsenin kimseye karışmaya hakkı yok. ha, başörtü kurban olduğum yaresüllallahtan gelebilir amma, lakin ki öyle değildir. // presstv
-nurten arıyo beey. beni affetsin bitsin artık bu küslük diyo.
+BENİM NURTEN DİYE Bİ KIZIM YOK!
-e benim de yok?
+yanlış numara heralde.
-kapatıyorum.
+kapa. // yiğitözgür
evde nasıl sıkılıyorum, bir özet olmuştur bence.
firdevs'e noolmuş? tööbe estaafrullah bişi olmuş.
çok iyi oldu çok güzel de iyi oldu taam mı. şimdi meselam türban olayını çok karıştırdılar. ha, aralarında bi fark kaldı, o da çok güzel oldu. meselam, herkesin hayatına kimse karışamaz. ha nasıl karışamaz, ben bu şekil geynirim, bu bayan şu şekil geynir şu şekil geynir. ha kimsenin kimseye karışmaya hakkı yok. ha, başörtü kurban olduğum yaresüllallahtan gelebilir amma, lakin ki öyle değildir. // presstv
-nurten arıyo beey. beni affetsin bitsin artık bu küslük diyo.
+BENİM NURTEN DİYE Bİ KIZIM YOK!
-e benim de yok?
+yanlış numara heralde.
-kapatıyorum.
+kapa. // yiğitözgür
evde nasıl sıkılıyorum, bir özet olmuştur bence.
22 Haziran 2010 Salı
özür dilerim
farem fazla akıllı, kafesinin hep aynı yerini kemiriyor. daha aleni bir hapis kaçakçısı olmayabilir ama dişleriyle gerçekten çıkabilirse o kafesten izin vericem saygımdan, dolaşsın evde. ben kedimi koyarım kafese.
20 Haziran 2010 Pazar
ev
-hayır pembeyi değil baleyi seviyorum.
-ne kadar zaman bale yapmayınca balerinlik sıfatı düşüyor?
-sevmediğim insanların suratına hayrıma dokunduğu için seviyormuş gibi oynarken midem bulanıyor.
-farem her gün bütün gün koşarken ben koltuktan bütün gün onu izliyorum ve o benden az yiyor.
-basım 3 gündür falan odamın ortasında yerde duruyor ve üstünden atlayıp geçiyorum.
-günde 3 ice tea'den fazlası mide bulandırıyor.
-zaten allahın hakkı 3.
-begüm öss'ye (veya her neyse adı) girdiğinde benim de midem bulanmış sayıldı. hayatımın en kötü dönemiydi çokaçıkarayla. sabancı'ya gelsen ne güzel olur diyecektim, kafasını karıştırmak istemedim. gelmez zaten, çok büyük uluslarasıilişkilerci olucak o.
-lost 6. sezon ve paul auster leviathan birlikte ilgilenilmemesi gereken iki uğraşmış. olaylar çok pis birbirine karışıyor, kim ölü kim diri karar verilemez oluyor. leviathan'a ara verdim lost'a vereceğime. 1994'den beri bekliyormuş, birkaç gün daha bekleyebilir.
-elif şafak kitap yazsa da okusak.
-jim carrey yaşlanmıyor bence. bir de artık eskisi kadar komik değil mi ne. hala hastasıyım orası ayrı.
-lost'taki karakterleri özlemiş olmam?
-kendim kendime modern dans grubu kurucam, kim var?
öpücüks,
burcu, turuncu koltuk, göztepe.
-ne kadar zaman bale yapmayınca balerinlik sıfatı düşüyor?
-sevmediğim insanların suratına hayrıma dokunduğu için seviyormuş gibi oynarken midem bulanıyor.
-farem her gün bütün gün koşarken ben koltuktan bütün gün onu izliyorum ve o benden az yiyor.
-basım 3 gündür falan odamın ortasında yerde duruyor ve üstünden atlayıp geçiyorum.
-günde 3 ice tea'den fazlası mide bulandırıyor.
-zaten allahın hakkı 3.
-begüm öss'ye (veya her neyse adı) girdiğinde benim de midem bulanmış sayıldı. hayatımın en kötü dönemiydi çokaçıkarayla. sabancı'ya gelsen ne güzel olur diyecektim, kafasını karıştırmak istemedim. gelmez zaten, çok büyük uluslarasıilişkilerci olucak o.
-lost 6. sezon ve paul auster leviathan birlikte ilgilenilmemesi gereken iki uğraşmış. olaylar çok pis birbirine karışıyor, kim ölü kim diri karar verilemez oluyor. leviathan'a ara verdim lost'a vereceğime. 1994'den beri bekliyormuş, birkaç gün daha bekleyebilir.
-elif şafak kitap yazsa da okusak.
-jim carrey yaşlanmıyor bence. bir de artık eskisi kadar komik değil mi ne. hala hastasıyım orası ayrı.
-lost'taki karakterleri özlemiş olmam?
-kendim kendime modern dans grubu kurucam, kim var?
öpücüks,
burcu, turuncu koltuk, göztepe.
18 Haziran 2010 Cuma
converting I grades to letter grades
iki dönemdir NS (natural sciences) ve SPS (social and political sciences) harf notlarımın tıpatıp aynı geliyor olması -yani kendi içinde, dönemler arası fark var ama ikisi de hala aynı harf notu- "ne iş olsa yaparım abi" bir insan olduğumu gözler önüne seriyor ve "abii ben tam sayısalcıyım" veya "abii ben hiç anlamıyorum sayısaldan ama ver okiim" geyiklerini hiçbir zaman yapamamamın bir gerekçesi olarak transcriptimde öylecene duruyor.
SATC
bugün bir arkadaşım tarafından ekilmem sebebiyle programımda yarım günlük boşluk açıldı, evet tatilde çok pis programlıyorum hayatımı, ben de yaklaşık 3 aydır yapmadığım bir aktivite olan sinemaya gitmeyi tercih ettim. oha'ları duyabiliyorum evet. napiyim, ders çalışıyodum.
şimdi başlık yurtdışı başvuru dönemini geçirmiş insanlara korku salacaktır muhtemelen, "hiii farklı bir SAT tarzı galibaağ" diyerekten ama hayır sevgili dostlarım, sex and the city.
çok pis tespit sıçıcam dikkat.
ülkemiz ergen. inci ağzı kullanmıyorum, abartı yok. gerçekten lise1'iz toplucana. film +18, herhangi bir satc bölümü izleyen insan nedenini anlayacaktır, olayı bu çünkü! şimdi sanıyorsunuz ki seks sahnesinde güldüler ettiler, hayır, film başlamadan önce +18 ve cinsellik işareti çıktığında salondan kahkahalar yükseldi. bence bu bir test olmalı, salonda görevliler durmalı ve bu işarette gülenleri akıl yaşı 18'i geçemediği sebebiyle filmi izlettirmeyip paralarını iade etmeli. evet, yapmalı bunu.
azcık spoiler vericem ama çok değil, yine de izleyecek olan ve çok süpriz olmasını isteyen okumasın bundan sonrasını.
film, geçen sene fizik hocamın çalışmak için gittiği şehir olması nedeniyle bildiğim abu dhabi'de geçiyor, yani büyük kısmı. filmde yapılan doğu eleştirilerinden en çok beğendiğim kesinlikle samantha'nın bazı internet sitelerine girmeye çalışıp yasaklı uyarısı vermesiydi, bu konuda kiminle yarıştığımız da belli oldu bu vesileyle. bunun yanında çok abartı olduğunu düşünüyorum birçoğunun. yani hiç gitmedim hiç arabistan'a ama bir kadının çantasından prezervatif düştü diye üzerine 50 kadar adamın yürüyüp linç etmeye çalışmasını anlayamıyorum pek. hollywood'un islam'ı "vaay çok egzotik ama dostum çok geriler bizden kehkeh" olarak yansıtması hiç yeni değil ama bunu satc gibi bir dizinin 2. filmiyle yapması çok saçma zira bu hikaye 7 sezon ve 1 filmdir suya sabuna dokunmadı. ilk filminde bir "this is mexico!" olayı vardı ama bu onun yanında kulakta deve kalıyor. çarşaflı kadınların modayı takip etmesi de "sok itin götüne ama olsun yine de takip ediyorlar dünyayı" olmuş pek de çirkin olmuş. neyse yani "wouuw ezan!" a falan da gerek yoktu bence. ama satc kötü olamaz. bu da böyle.
aiden'ı fragmanda gördüğümde pek korkmuştum satc de bozdu tüh diye ama tam klasik bir carry var karşımızda, yazar sağolsun hiç bozmamış.
en muhteşem espriler:
1. abu dhabi du!
2. samantha, the baby will tire eventually.
3. jude law
unutmadan, +18 bir filme kimlik sormayan gişe görevlisine kucak dolu teşekkürlerimi iletiyorum. kesin eyeliner'dan bak.
şimdi başlık yurtdışı başvuru dönemini geçirmiş insanlara korku salacaktır muhtemelen, "hiii farklı bir SAT tarzı galibaağ" diyerekten ama hayır sevgili dostlarım, sex and the city.
çok pis tespit sıçıcam dikkat.
ülkemiz ergen. inci ağzı kullanmıyorum, abartı yok. gerçekten lise1'iz toplucana. film +18, herhangi bir satc bölümü izleyen insan nedenini anlayacaktır, olayı bu çünkü! şimdi sanıyorsunuz ki seks sahnesinde güldüler ettiler, hayır, film başlamadan önce +18 ve cinsellik işareti çıktığında salondan kahkahalar yükseldi. bence bu bir test olmalı, salonda görevliler durmalı ve bu işarette gülenleri akıl yaşı 18'i geçemediği sebebiyle filmi izlettirmeyip paralarını iade etmeli. evet, yapmalı bunu.
azcık spoiler vericem ama çok değil, yine de izleyecek olan ve çok süpriz olmasını isteyen okumasın bundan sonrasını.
film, geçen sene fizik hocamın çalışmak için gittiği şehir olması nedeniyle bildiğim abu dhabi'de geçiyor, yani büyük kısmı. filmde yapılan doğu eleştirilerinden en çok beğendiğim kesinlikle samantha'nın bazı internet sitelerine girmeye çalışıp yasaklı uyarısı vermesiydi, bu konuda kiminle yarıştığımız da belli oldu bu vesileyle. bunun yanında çok abartı olduğunu düşünüyorum birçoğunun. yani hiç gitmedim hiç arabistan'a ama bir kadının çantasından prezervatif düştü diye üzerine 50 kadar adamın yürüyüp linç etmeye çalışmasını anlayamıyorum pek. hollywood'un islam'ı "vaay çok egzotik ama dostum çok geriler bizden kehkeh" olarak yansıtması hiç yeni değil ama bunu satc gibi bir dizinin 2. filmiyle yapması çok saçma zira bu hikaye 7 sezon ve 1 filmdir suya sabuna dokunmadı. ilk filminde bir "this is mexico!" olayı vardı ama bu onun yanında kulakta deve kalıyor. çarşaflı kadınların modayı takip etmesi de "sok itin götüne ama olsun yine de takip ediyorlar dünyayı" olmuş pek de çirkin olmuş. neyse yani "wouuw ezan!" a falan da gerek yoktu bence. ama satc kötü olamaz. bu da böyle.
aiden'ı fragmanda gördüğümde pek korkmuştum satc de bozdu tüh diye ama tam klasik bir carry var karşımızda, yazar sağolsun hiç bozmamış.
en muhteşem espriler:
1. abu dhabi du!
2. samantha, the baby will tire eventually.
3. jude law
unutmadan, +18 bir filme kimlik sormayan gişe görevlisine kucak dolu teşekkürlerimi iletiyorum. kesin eyeliner'dan bak.
17 Haziran 2010 Perşembe
16 Haziran 2010 Çarşamba
çok madde
bugün 3 haftadan sonra ilk defa odama girince çok korkunç bir manzarayla karşılaştım, dün gece yurt odamdan annemin arabasına yüklediğim, annemin "ben açarım onların hepsini" dediği 2 bavul, 6 çanta, sayamayacağım kadar da torba odamın ortasında aynen benim topladığım gibi duruyordu. bir yandan sevindim, 8 aydır neyi nereye koyuyorsam orada buluyorum ve bu paha biçilemez bir şey. Bir yandan da tütü'yle oynamak (kedi!) [kedi yerine jedi yazdım az önce..] film izlemek gibi isteklerim vardı sanki evden hiç sıkılmayacakmışım gibi şu 2.5 hafta boyunca.
limonata içmek gibi isteklerim de varken gittim bira aldım dolaptan. dünya üzerinde o birayı şu an en çok benim hakettiğimi hissettiğime inandırdım kendimi. bozuk jack dünyanın en sinir bozucu cismi. yenisini aldıktan 2 ay sonra amfim ve basım buluştu, çok açtım sesini, bu cesaret hep gelmiyor. aldığım dergi, drum&bass'ı açtım, içindekilerden tanıdığım iki yazarın isimlerine baktım, nasıl bir manyak olduğumu irdelemeden kapadım masama koydum.
bilgisayarımı açamadan annem eve geldi, "aa bira" dedi ve alıp yarısını bir dikişte içti. böyle bir anne benimkisi.
şimdi ben bu 2.5 hafta boyunca bir insanı aramasam, msn'e facebook'a girmesem, bir allahın kulu da "burcu yaşıyo musun" diye aramaz sormaz beni. biliyorum. sormazdı yani. şimdi de bir kişi sorar. bunun kararını sanırım annem vermiş, o her şeyi bilir. ilk tanıştığım insanın boynuna atlamamam, uzun vadede edindiğim dostlukların da çoğunu kaybetmem benim suçumdu belki. ama anneme göre demek ki en iyisi beni kimsenin arayıp sormamasıymış, koşulsuz sevgiye, arkadaş gibi ama aynı kandan birine ihtiyacım yokmuş benim. bu sefer de kendimi buna inandırdım. artık bira yoktu çünkü.
toplanması gereken korkunç bir oda var arkamda. evet görmemek için arkamı döndüm. iğrenç de bir karasinek var odada, duyuyorum.
limonata içmek gibi isteklerim de varken gittim bira aldım dolaptan. dünya üzerinde o birayı şu an en çok benim hakettiğimi hissettiğime inandırdım kendimi. bozuk jack dünyanın en sinir bozucu cismi. yenisini aldıktan 2 ay sonra amfim ve basım buluştu, çok açtım sesini, bu cesaret hep gelmiyor. aldığım dergi, drum&bass'ı açtım, içindekilerden tanıdığım iki yazarın isimlerine baktım, nasıl bir manyak olduğumu irdelemeden kapadım masama koydum.
bilgisayarımı açamadan annem eve geldi, "aa bira" dedi ve alıp yarısını bir dikişte içti. böyle bir anne benimkisi.
şimdi ben bu 2.5 hafta boyunca bir insanı aramasam, msn'e facebook'a girmesem, bir allahın kulu da "burcu yaşıyo musun" diye aramaz sormaz beni. biliyorum. sormazdı yani. şimdi de bir kişi sorar. bunun kararını sanırım annem vermiş, o her şeyi bilir. ilk tanıştığım insanın boynuna atlamamam, uzun vadede edindiğim dostlukların da çoğunu kaybetmem benim suçumdu belki. ama anneme göre demek ki en iyisi beni kimsenin arayıp sormamasıymış, koşulsuz sevgiye, arkadaş gibi ama aynı kandan birine ihtiyacım yokmuş benim. bu sefer de kendimi buna inandırdım. artık bira yoktu çünkü.
toplanması gereken korkunç bir oda var arkamda. evet görmemek için arkamı döndüm. iğrenç de bir karasinek var odada, duyuyorum.
14 Haziran 2010 Pazartesi
akılda kalanlar - 2
şimdi eğer bu yazının 1ini okumadıysanız şuradan alalım: aha.
-("ele güne karşı" isteyen seyirciye istediklerini veremedikten sonra) abi bi kere istediler,
çalamayız bilmiyoruz dedik, ikicide repertuarda yok dedik, ama 15 kere ya!
-evde tarantula çıktı.
-neğ?
-örümcek yani, ehe.
-öğhh kocaman bi karafatma gördüm (taklidiyle) ayaklarını beele beele yapıyodu sırt üstü.
-belki amudda yürüyodu da yoruldu dinlenmek için yattı, hep kötü düşünün siz.
-clubber karafatma!
-(grubun olayını-70ler80ler türkçe pop- kaçırmış bir teyze konser sırasında) yeter artık nostalji nostalji!
-abi adam salak ya.
-(iki kişi aynı anda) beyler adam liseli!
-(musallat olan dj'in yanından elinde 7 birayla geçerken) biz eve gidiyoz uyicaz.
-arabanın içinde adam var ?!
-(konser sonrası sabahı uyanmayan grup elemanlarına) hadi soundcheck!
-bu benim son konserimdi.
-artık inanmıyoruz maalesef.
-dünya 46.sıymş, 50 kişi falan katıldı heralde.
-46 katılmıştır bence.
-(batak oynarken, oyunu yeni öğrenen, kız sinek atana dönüp) bak sen bundan kaybediyosun, neden kız attın mesela?
-başka sineğim yok?
-hmm, bundan kaybediyosun işte.
-bizim balkonda adamlar bişiler yapıyo.
-ne güzel sahiplendin.
-(ikinci yemeğini alıp dönünce oturacağı yerde kaymaklı ekmek kadayıfı görür) bu ne be?
-müessesedenmiş en çok yemek yiyen müşterileri sensin diye.
-burda herkes yemek yiyo ama bütün sinekler bana geliyo!
-az önce "hocam herkes konuşuyodu bi beni gördünüz" gibi bişi dedin.
-(tuvalet hakkında) ya kokuyo ama iş görüyo.
-iş görmesi için delik bulundurması yeterli zaten.
-(dağdan inerken 40 dakika doğada at görmeye çalışıp göremedikten sonra feribot beklerken kamyonun içini gösterip) oha al bak at..
-iyi de ne kadar uyuduğunuzu hiç bi şekil bilemezsiniz ki.
-tam karşıda saat var ki.
-müzik dinlerken de kaç parça geçmiş ona bakıyosun.
-(patlamış mısırı göstererek) abi bu allahın olduğuna kanıt bence, küçücük bir mısır tanesinden böyle bir şey çıkıyor falan.
-ne alakası var be, nişasta ısınınca çıkıyo içerden (el hareketleriyle) katılaşıyo sonra.
-onu bi daa yapsana..
-az önce patlamış mısırdan allahın olmadığını mı kanıtladık?
-o bayan şu şekil geynir, bu bayan şu şekil geynir, şu şekil geynir. sonuncusunun öznesi yok yalnız.
***
bu sefer de aranızda olabildiğim için teşekkürler.
-("ele güne karşı" isteyen seyirciye istediklerini veremedikten sonra) abi bi kere istediler,
çalamayız bilmiyoruz dedik, ikicide repertuarda yok dedik, ama 15 kere ya!
-evde tarantula çıktı.
-neğ?
-örümcek yani, ehe.
-öğhh kocaman bi karafatma gördüm (taklidiyle) ayaklarını beele beele yapıyodu sırt üstü.
-belki amudda yürüyodu da yoruldu dinlenmek için yattı, hep kötü düşünün siz.
-clubber karafatma!
-(grubun olayını-70ler80ler türkçe pop- kaçırmış bir teyze konser sırasında) yeter artık nostalji nostalji!
-abi adam salak ya.
-(iki kişi aynı anda) beyler adam liseli!
-(musallat olan dj'in yanından elinde 7 birayla geçerken) biz eve gidiyoz uyicaz.
-arabanın içinde adam var ?!
-(konser sonrası sabahı uyanmayan grup elemanlarına) hadi soundcheck!
-bu benim son konserimdi.
-artık inanmıyoruz maalesef.
-dünya 46.sıymş, 50 kişi falan katıldı heralde.
-46 katılmıştır bence.
-(batak oynarken, oyunu yeni öğrenen, kız sinek atana dönüp) bak sen bundan kaybediyosun, neden kız attın mesela?
-başka sineğim yok?
-hmm, bundan kaybediyosun işte.
-bizim balkonda adamlar bişiler yapıyo.
-ne güzel sahiplendin.
-(ikinci yemeğini alıp dönünce oturacağı yerde kaymaklı ekmek kadayıfı görür) bu ne be?
-müessesedenmiş en çok yemek yiyen müşterileri sensin diye.
-burda herkes yemek yiyo ama bütün sinekler bana geliyo!
-az önce "hocam herkes konuşuyodu bi beni gördünüz" gibi bişi dedin.
-(tuvalet hakkında) ya kokuyo ama iş görüyo.
-iş görmesi için delik bulundurması yeterli zaten.
-(dağdan inerken 40 dakika doğada at görmeye çalışıp göremedikten sonra feribot beklerken kamyonun içini gösterip) oha al bak at..
-iyi de ne kadar uyuduğunuzu hiç bi şekil bilemezsiniz ki.
-tam karşıda saat var ki.
-müzik dinlerken de kaç parça geçmiş ona bakıyosun.
-(patlamış mısırı göstererek) abi bu allahın olduğuna kanıt bence, küçücük bir mısır tanesinden böyle bir şey çıkıyor falan.
-ne alakası var be, nişasta ısınınca çıkıyo içerden (el hareketleriyle) katılaşıyo sonra.
-onu bi daa yapsana..
-az önce patlamış mısırdan allahın olmadığını mı kanıtladık?
-o bayan şu şekil geynir, bu bayan şu şekil geynir, şu şekil geynir. sonuncusunun öznesi yok yalnız.
***
bu sefer de aranızda olabildiğim için teşekkürler.
3 Haziran 2010 Perşembe
ibretlik paylaşım.
ya burası böyle günlük gibin oldu ama ruh hali nasıl bir şeyse blogların uzunluklarına bile karışıyo yemin ederim.
ne diyeceğimi bu arada unutmam bence bayağı çirkin oldu. kalsın bu böyle.
ne diyeceğimi bu arada unutmam bence bayağı çirkin oldu. kalsın bu böyle.
2 Haziran 2010 Çarşamba
tespit by bilmiyorum mmt galiba
bu zor günler solan güller eskidendi geçti o zaman aşık olduğum rüzgarlar esti esti geçti
why can't you stay here a while stay here a while stay with me
ahaha.
why can't you stay here a while stay here a while stay with me
ahaha.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)