“Koku alma duyusu
çabuk yorulur. Bir süre aynı koku alınırsa, belli bir süre sonra bu koku
hissedilmez olur. Ancak değişik bir koku verildiğinde bu konu hemen ayırt
edilebilir. Koku duyusunun yorulması, insanı kötü kokulardan koruyan küçük bir
sigortadır.”
Alışmak, sürekli
aynı uyarana maruz kalmaktır, zamanla uyuşmak, hissetmemek ve kabullenmek.
Yaşama uyum sağlamaktır basitçe, anormali normak yapmaktır beyinde.
Çocukken ne çok
değer yüklüyoruz her şeye, bir tutam saça, bir oyuncak bebeğe... Ne çok seviyoruz
her şeyi, ne çok şaşırıyoruz. Ölen bir muhabbet kuşunun ardından günlerce
ağlıyoruz, arka bahçeye gömüyoruz annemizle, su kabını da anıt niyetine
dikiyoruz tepesine. 15 yıl sonra ise her şey tekdüze, bir düzen var oturtulmuş
ve sorgulanmamış. Yada sorgulanmış da, harekete geçilememiş, inanılmış, rafa
kalkmış. Büyüyünce her şey ne kadar basit, her gün kaç tane trafik kazası
görüyoruz evimizde otururken, kaç ölüm haberi alıyoruz... Ölen balığımızı da
tuvalete atıyoruz işte aynı soğukkanlılıkla, sifonu da çekiyoruz üzerine.
Yani o çocuk
halimizden daha mı güçlü oluyoruz ölümleri yaşayıp da ağlamadığımız zaman?
Yoksa sadece alışmış, çok görmüş ve acıya direnç kazanmış mı?
Montaigne alışkanlık
için “başlangıçta kuzu gibi sevimli, alçakgönüllüdür; ama, zamanla, oraya
yerleşip kökleşti mi, öyle azılı, öyle amansız bir yüz takınır ki kendisine
gözlerimizi bile kaldırmaya izin vermez” der.
Oysa alışkanlık,
burnumuzun bir süre sonra aynı kokuya duyarlılığını yitirmesi gibi bir
adaptasyondur insanın sonradan geliştirdiği. Yaşamı çekilir kılandır.
Alışmak unutmak
değil, gerçek olmaktır.
burcu
23/5/2008