28 Temmuz 2010 Çarşamba

paul ölmüş meğer

artık nefret ettiniz sırf bu yüzden okumayı bırakacaksınız ama dayanamıyorum.. tanıtım!
sadece bu sefer insanlardan gelenleri değil, kendi yaptığım şebeklikleri paylaşacağım.

izmir'den gelmiş bir aileyle uzun süre okulun şehre ne kadar uzak olduğundan, izmir'de en uzak mesafenin bu kadar uzun olmadığından, her gün toplam en fazla 15 dakika yol gittiklerinden falan bahsettikten sonra konu okul kulüplerine gelir,
b: ...mesela onlar dışında binicilik kulübümüz de var, çok yakın, 30 dakikalık mesafede at binmeye gidiyoruz.
x: şimdi siz yarım saate kısa dediniz ben oraya takıldım.
b: hmms. gidiyoruz biz.

okul turu esnasında bağıra çağıra 30 kişiye tanıtım yapmaktayımdır, tam önümdeki kadından bir soru gelir, suratına baka baka,
b: EVET ŞİMDİ BİR TANE İKİ KİŞİLİK BİR TANE DE DÖRT KİŞİLİK YURT ODASI, ehe niye bağırıyorsam, göreceğiz ehuhe ehihihi miehahuhe(fade out).

yine bağırırken sesim çatallaşır, az önce hazırlık atlama sınavını anlattığım başka da bir ilişiğim olmayan kıza bakıp,
b: detone oldum!

tanıtımdaki bir arkadaş: c
c: yurt odalarında da bir problem olduğunda 9988 call center'ımız, orayı arayıp şikayetinizi belirtebiliyorsunuz hemen çözüyorlar. mesela geçen gün bir arkadaş odasında böcek görüp aramış gelmişler almışlar ehue. (olay için.)
lafı ortasından duymaya başlamış ben,
b: EHE BENİ ANLATTI!
x: nası yani böcek gördün aradın geldiler aldılar mı?
b: ama ya hakkaten şu kadar bi çekirgeydi!!
x: yok aramana değil hakkaten ciddiye alıp gelip almalarına şaşırdım..
b: :(

okulda havuz olmadan yüzme ve sutopu kulübü olmasını bir türlü anlayamamış kadına,
b: mesela atımız da yok ama binicilik kulübümüz var gidiyoruz ata biniyoruz!!

b: eğer meraklıysanız okulumuzun müzik kulübünün stüdyoları da şu tarafta.
x: sen bişi çalıyo musun?
b: evet bas.
x: bas mııaaa?
b: ööhm gitar?
x: ehuhue öle desene ben de o ne diyorum biliyorum gitarı huhe.
b: hms.

elbette devam edecek...

26 Temmuz 2010 Pazartesi

hoca değil tüccar mübarek..

5.30 pm

-bunların hepsi A. fen'li, hepsi ilk 500'deler, ona göre anlatın.

-keşke sabah gelseydiniz sunumumuz vardı, dekanlarımız ve rektör de burada bilgi--
-biz akşam gelelim daha çok ilgilenilsin bizle istedik..
-ama şimdi lablar kapalı olabilir.
-yok zaten kafalarındaki şey belli, boğaziçi yazacaklar, biz sadece imkanları görmeye geldik, fikrimiz değişeceğinden değil.

-bak bu ilk 100'de, bu da ilk 150'de.
-buraya ilk hafta birinci de geldi (çirkefliğin son noktası)
-o da bizdendi!
-hayır i. fen'dendi! (olayın komple sidik yarışına bağlanma anı)

-sen bursu musun?
-evet 2/3 bursluyum o zaman yarım burs yok--
-boğaziçi'yle burası karşılaştırılamaz zaten (alakaya git bi limonata koy kendine lütfen)
-karşılaştırılır, şöyle, burada bir öğretim üyesine düşen öğrenci sayısı 15, böylece--
-iyi de boğaziçi'nin geçmişi var! onlar iş bulmada hep birbirlerini tutarmış!
-buradaki öğretim üyelerinin verdiği referanslarla yurtdışında birçok üniversitedeki ayrıcalıklar--
-ama boğaziçi--
-EEH. (sessizlik)


tüm tanıtım ekibi ben değildim burdaki, ben korkudan pıstım çünkü çekildim bir yerden sonra kenara; bakın lütfen, rica ediyorum, başkasının başarısıyla övünmeyin, kendi başarınızla hiç övünmeyin. bu tanıtım ekibinin bana kazandırdığı yegane mantık da budur arkadaş. iki tip insan var bence, biri mütevazi biri de öküz çünkü.

23 Temmuz 2010 Cuma

küçük kardeş

burda eski bişi var.

kendine not: oda arkadaşın da odadayken kendi kendine konuşma. özellikle fısıldayarak.

bugün dinledim birinden, oda arkadaşı (yani 4 kişiliktelermiş de oda arkadaşlarından biri diyelim) tuvalete kapanıp kendi kendine konuşuyormuş, aslen kendi kendine de değil, adam şizofrenmiş, dolayısıyla daha ürkünç olarak aslında hakkaten birileriyle konuşuyormuş. ben valla kendi kendime konuşuyorum yani.

yazar burada ne anlatmak istediğini bilmiyor.

not: başlıktaki olayı bilenler lütfen şu an çok gülsün ve yanımda bir daha gülmesin.

21 Temmuz 2010 Çarşamba

sizi salona alabilir miyiz sunumumuz başlayacak

şimdi ben tanıtımda çalışıyorum, çok türlü, çok çok acayip bir sürü insan geliyor gidiyor, bazen gülüp bazen sinirleniyoruz onlara içimizden ama bugün beni en çok yaralayan bir soru sordu bir baba, daha kapıdan yeni girmiş, oğlu ismini soyadını okulunu kağıda yazarken benim tanıtım programını anlattığım cümleyi yarıda kesip,

"bu okul çok kolay diyorlar, öyle mi gerçekten?"

dedi. bak ne bold yaparım ben ne büyük yazarım normalde ama bu cümle benim karnımdaki boşlukta bir şeylerin hareket etmesine, şimdi adamın önüne oturup ağlasam mı yoksa yandaki sandalye de çok güzel konumda alıp kafasına mı geçirsem gibi beyin fırtınalarıyla boğuşmama neden oldu, sinirim bozuldu gülmeye başladım. adam çok sakin, suratıma ifadesiz bakmaya devam ediyordu. okulun kolay olup olmadığını anlayamamıştı ama benim akıl sağlığımdan esinlenerek muhtemelen bir öğrenci profili oluşturmuştu kafasında. zaten böyle bir genellemeyle gelenden her türlü genelleme beklerim ben. neyse sonra toparlanıp "yok hiç kolay değil gerçekten" dedim ama elbette ikna olmadı. sonra oturdum kapıdaki işimi bırakıp adama okulun sistemini anlattım ama muhtemelen dinlemedi de. burası kolay bir özel okuldu, parayı veren okuyordu ve o baba ve çocuk bunu yerinde incelemeye gelmişlerdi.

ben, bu seneyi başlangıç olarak kabul ediyorum eğitim hayatımda. bunda okulumu fazla sevmemin etkisi vardır mutlaka, bunu aday öğrencilere anlatırken yavşaklık olmasından korkarak biraz daha törpüleyerek anlatıyorum ama ben okulumu ütopik seviyorum. muslukların sıcak/soğuk renklerinin yanlış olması bile çok şirin bence. neyse konuya dönersem, bu sene çok çok acayipti benim için. okuldan eve gelip ödevlerini yapan, internette saatlerini geçirip o akşam dizisi varsa onu izleyip 12'de yatan bir ilköğretim ve lise insanının bir anda kendini projesi için sabahlar halde bulması, amfide 300 kişinin önünde soru sorabilir hale gelmesi, okul partisinde bira satıp kulüp kara geçince para kazanmış gibi sevinmesi, kütüphaneye sabah 8.40da gidip açılmasını beklemesi, türkçe essayi için 13 saat kahve ve çikolatayla yaşaması, odaya döndüğünde poker partisiyle karşılaşması, yan odadan tuvalet kağıdı istemesi, asistanlara hocam diyenlere gülmesi çünkü kendisinin birçok asistan arkadaşı olması benim için çoktu. bilmiyorum belki de ben çok yoğun geçirdim kendimi zorlayarak ilk senemden, belki herhangi bir okulda yatılı olsaydım da yaşayacaktım bunları ama bu sene yeniden doğmuş olabilirim bence.

söylemeden de geçemeyeceğim ki, koskocaman rektör bugün şu iki cümleyle tüm gıcık aday velilerinin sempatisini kazandı.
-benim bir 33 yaşında bir de 10 yaşında oğlum var, bir süredir profesyonel olarak çocuk yapıyorum.
-(kendisi mit'de hayatını harcamış bir insan) büyük oğlum mit'nin yanında küçük bir üniversite var ya hani, ne diyorlar, harvard, orada öğretim üyesi.

son olarak, siz tanıtım için bana alttaki cevabı verdiren insanlar, hepiniz ayrımcı, önyargılı, dargörüşlüsünüz, sistemin ve popüler toplumun kölesisiniz.

"hayır, burslu değilim."

18 Temmuz 2010 Pazar

the earth shall be left to no one

...I was pushed into this international school where I was the only Turk. It was here that I had the first encounter I called as the "representative foreigner". In our class, there were children from all nationalities, yet this diversity did not necessarily lead to a cosmopolitan, egalitarian classroom democracy. Instead, it generated an atmosphere in which each child was seen not as an individual on his own but the representative of something larger. We were like a mini United Nations which was fun except whenever something negative which regards to a nation or religion took place, the child who represented it was mocked, rediculed and bullied endlessly. I should know, because at the time when I attended that school, a military takeover happened in my country, a gunman in my nationality nearly killed the pope and Turkey got zero points in the Eurovision song contest...

http://www.ted.com/talks/elif_shafak_the_politics_of_fiction.html

4 kere dinledim baştan sona kadar, dinlemeye devam edicem.
Hayatım boyunca vermiş olduğum en iyi kararlardan biri, bu kadının yazdığı her şeyi okumaya çalışacağıma inanmak olabilir. Ve bu talk o kadar iyi ki, bir gün yeterince çıldırırsam oturup hepsini baştan sona kağıda dökebilirim.

böcek değil o çekirgeğğ!

pazar sabahı 8.22 suları

-yurt görevlisi?
-günaydın ya ben 9988'i aradım size yönlendirdiler, tam kapımın önünde kocaman bi çekirge var ölü mü canlı mı anlamadım da içeri girmesin diye odamdan çıkamıyorum ona bi şaapabilir misiniz?
-ha tabii bi saniye bekleticem sizi... aloo... abii bi saniye.... oda numaranız neydi?
-b3 215.
-b3 215'de bi böcek varmış... yok tam kapının önünde içerde değil.. ha onu bii.. taam.. tamam geliyo şimdi alıcak.
-çok teşekkürler.

edit1: harbi çok büyüktü lan! elim kadar vardı yemin ederim..
edit2: ahah "masamda fare var" diye arasam çok komik olmaz mıydı.. (yurtta hemstır besliyorum ve yasak. ayh espri yapıp açıklamışım gibi oldu neyse.)

14 Temmuz 2010 Çarşamba

amfilerde üşüyoruz

amfinin iki anlamı olması, ikisini de çok kullanıyor olmam, bunun yarattığı karışıklıklar çok komik bence.

dün okuldaki kafelerden birinin önünden geçerken tanıdık bir melodi duymamla beraber yanımdaki arkadaşıma, şu an burayı okusa da muhtemelen duymadığı için anlam veremeyecek ama, dedim ki: "şebnem benden habersiz klip çekmiş.."

fanta festivalinin bitmesini şu an birçok şeyden daha fazla istiyorum. hatta dur, evet şu an hayatımda istediğim tek şey bu. hastalığım da geçebilir. bu arada eğer fanta içiyorsanız lütfen kapaklarını atmayın, hayrına bana verin. katımdaki sebilin üzerine de bırakabilirsiniz, dün bana 3 puan kazandıran arkadaşa sevgilerimi sunuyorum buradan.

kışın hasta olmak da kötü, yazın hasta olmak da. ikisinin de kendine ait handikap (!) ları var. bu sporda bi terimdi dimi? benim gibi ayda en az 2 kere hasta olan biri için artık her şey çok kolay. nerem ağrıdığında hangi ilacı alacağımı, ateşim kaçken hangi ateş düşürücüyü, hangisinin kaç saat idare ettirebildiğini ezbere biliyorum. hani bazılarınız "ben ilaç almıyorum, her şey doğal iyi" falan diyorsunuz ya, gelin bi görün beni lütfen.

ne çirkin blog oldu.

8 Temmuz 2010 Perşembe

afrika

13.00'de geleceğini söyleyip hala gelmemiş olan, aradığımda her seferinde "şimdi çıkıyorlar yola" cümlesini duyduğum buzdolabı için sabahtan beri odamda aç açına oturm(tam bu noktada geldiler)amın ironisini açıklamama gerek yoktur sanıyorum.

son aradığımdaki "ya yarım saat içinde gelin ya da hiç gelmeyin" atarımın etkili olduğunu düşünüyorum.

3 Temmuz 2010 Cumartesi

müdür müdür müdür?

*news'larda "çalışma bursu" yerine "çalışma burcu" arattım yanlışlıkla bugün. bilinç altı bir mesaj vermeye çalışmış olabilir bence.

*istanbul'a döner dönmez pişman oldum yemin ederim. azcık toz topraktı denizli ama maksimum uzaklık arabayla 20 dakikaydı gördüğüm kadarıyla, yollar da bomboş. bir istanbullu zaten bir şehirden yalnız bunları bekler. hem o kazılarla bile denizli daha temiz istanbul'dan.

*denizli'lilerin de "yok ayol burada görülecek bir şey" kompleksini pek çözemedim. istanbul'da ne var allaasen. paris'e yerleşelim bence toplanıp.

*çok denizli dedim ama, 3 yanı denizlerle çevrili bir ülkede denizli isminin denizi olmayan bir şehre verilmesi..

*bavul yapmam lazım. 2,5 haftalık ev bitti, daha da gelmem heralde.

*fotofoto sağdan sola doğru: lise müdürüm, karısı (ingilizce öğretmeni), başka bir ingilizce öğretmeni, öğrenci. böyle bir okulda okudum ben. aylavyu müdür.