o diil de,
birinin seni anlayamamasını anlamak ne güzel bir şeymiş.
31 Ekim 2009 Cumartesi
sent mail
insanlık tarafından yasaklanmasını istediğim birkaç şey var, eğer bunlardan bir liste yapacak olursak tereddütsüz ilk sıraya "ertelemek"maddesini ekleteceğim, ne pahasına olursa olsun.
5 gündür mailbox'ımda(!) -ama yani postakutumda desem hiç olmayacak- sol kenarda şöyle bir görüntü var nasıl anlatsam,
Drafts(1)
ve ben artık onu görmemek için sabancı mailimi elimden geldiğince açmamaya çalışıyorum. ne olacağını az çok tahmin etsem de elim gitmiyor göndermeye ve sürekli aklımın böyle arka köşelerinde o var, yaptığım her iş bittiğinde o aklıma geliyor ve çok huzursuzum ama hala elim gitmiyor ve vaktim daralıyor ve içim daralıyor ve hakikaten çok sıkıldım.
ve bu blogu o maili gönderecek cesareti toplayabilmek için yazdıysam da pek işe yaramadı ne yalan söyleyeyim. ama hayır, blog bittiği anda mailimi açıyorum, gerekli 4 insan ismini yazıyorum, sağolsun sabancı mailin isim yazınca maili bulma gibi çok muhteşem bir özelliği var, ve send(!)liyorum. olmayacak bu böyle. razıyım çekeceğime, hoş bir şey çekeceğimden değil ama,
hebelöp gebelöp lüp.
hala "kaydı yayınla"ya basamıyorum mesela, ne menem bir şey bu arkadaş.. yok yok tamam gittim.
5 gündür mailbox'ımda(!) -ama yani postakutumda desem hiç olmayacak- sol kenarda şöyle bir görüntü var nasıl anlatsam,
Drafts(1)
ve ben artık onu görmemek için sabancı mailimi elimden geldiğince açmamaya çalışıyorum. ne olacağını az çok tahmin etsem de elim gitmiyor göndermeye ve sürekli aklımın böyle arka köşelerinde o var, yaptığım her iş bittiğinde o aklıma geliyor ve çok huzursuzum ama hala elim gitmiyor ve vaktim daralıyor ve içim daralıyor ve hakikaten çok sıkıldım.
ve bu blogu o maili gönderecek cesareti toplayabilmek için yazdıysam da pek işe yaramadı ne yalan söyleyeyim. ama hayır, blog bittiği anda mailimi açıyorum, gerekli 4 insan ismini yazıyorum, sağolsun sabancı mailin isim yazınca maili bulma gibi çok muhteşem bir özelliği var, ve send(!)liyorum. olmayacak bu böyle. razıyım çekeceğime, hoş bir şey çekeceğimden değil ama,
hebelöp gebelöp lüp.
hala "kaydı yayınla"ya basamıyorum mesela, ne menem bir şey bu arkadaş.. yok yok tamam gittim.
28 Ekim 2009 Çarşamba
koku
sabancı'nın içi çürümüş!
buraya gelmeden önce tam 11 sene 3,5 km uzakta ikamet ediyordum, ben ve okulum. öyle ki "wouow bulutlara bak" dendiğinde 3 sene önce burada, biz de aynen öyle demiştik orada. yani bayağı aynı yerde duruyorum neredeyse hayatımın gerçekten hatırlamaya başladığım zamanlarından beri.
çok uzattım yeni paragrafa geçtim, ns çalışmam lazım ondan sanırım, neyse ne diyordum, hah, orası da kokardı yani. hiç sevmediğim tarih hocası söylediydi deri fabikası olduğunu falan, ama etkilenmemiştim bu kadar.. hoş orada da uçaklar geçerdi 3-5 metre tepemizden, tee amerikanyalardan gelmiş üniversite tanıtım insanları yusuf olurdu ama eğlenirdik onunla.
geçen gün odamızda bir oda mensubuyla otururken misal, "püü bi de kız odası olucaz aç camı aç!" diyerek camı açtırdıktan sonra "anam anam anam kapa kapa!" demem için çok zaman geçmesi gerekmedi takdir edersiniz ki. kapıyı açtık hava almak için nihayetinde...
oryantasyonda "deri fabrikası çok kokutuyor mu" diye soran arkadaşıma "yok yahu yazın belki 1-2 gün" diyen insanı hatırlayabilseydim keşke. boğazına yapışmasam da "pardon bakar mısınız saat kaç" deyip rahatsız edebilirdim birkaç kere.
ha tabii bir de, bu koku, başlıktaki koku değil.
buraya gelmeden önce tam 11 sene 3,5 km uzakta ikamet ediyordum, ben ve okulum. öyle ki "wouow bulutlara bak" dendiğinde 3 sene önce burada, biz de aynen öyle demiştik orada. yani bayağı aynı yerde duruyorum neredeyse hayatımın gerçekten hatırlamaya başladığım zamanlarından beri.
çok uzattım yeni paragrafa geçtim, ns çalışmam lazım ondan sanırım, neyse ne diyordum, hah, orası da kokardı yani. hiç sevmediğim tarih hocası söylediydi deri fabikası olduğunu falan, ama etkilenmemiştim bu kadar.. hoş orada da uçaklar geçerdi 3-5 metre tepemizden, tee amerikanyalardan gelmiş üniversite tanıtım insanları yusuf olurdu ama eğlenirdik onunla.
geçen gün odamızda bir oda mensubuyla otururken misal, "püü bi de kız odası olucaz aç camı aç!" diyerek camı açtırdıktan sonra "anam anam anam kapa kapa!" demem için çok zaman geçmesi gerekmedi takdir edersiniz ki. kapıyı açtık hava almak için nihayetinde...
oryantasyonda "deri fabrikası çok kokutuyor mu" diye soran arkadaşıma "yok yahu yazın belki 1-2 gün" diyen insanı hatırlayabilseydim keşke. boğazına yapışmasam da "pardon bakar mısınız saat kaç" deyip rahatsız edebilirdim birkaç kere.
ha tabii bir de, bu koku, başlıktaki koku değil.
üşüyor musun?
bir şeyi önce çok istemek sonra hiç istememek sonra eh aslında olabilir demek son olarak da hiç hiç istememek yordu beni. sanırım etrafımdakileri de.
eskiden bu blog- aslen bundan öncesi daha güzeldi sanki, çocukluğumu seviyorum- sadece benim gelip kimsenin okumadığını bilerek abuk subuk şeyler yazdığım bir sayfaydı, o kadar ki sadece ben okuyordum kendi yazdıklarımı, ama iyi ki yazmışım diyeceğimi biliyordum bir gün. tanrıya inanmıyorum ama bir güç var.
kendime tatilde yapmam gerekenler isimli bir liste yaptım ve listeyi ceren'e gösterdiğimde ne olduğunu anladığı anla kafasını geri çevirmesi arasındaki zaman dilimi birkaç mikrosaniye oldu.
kafam karışık, emin olduğum sadece bir şey var.
ve üşümüyorum.
eskiden bu blog- aslen bundan öncesi daha güzeldi sanki, çocukluğumu seviyorum- sadece benim gelip kimsenin okumadığını bilerek abuk subuk şeyler yazdığım bir sayfaydı, o kadar ki sadece ben okuyordum kendi yazdıklarımı, ama iyi ki yazmışım diyeceğimi biliyordum bir gün. tanrıya inanmıyorum ama bir güç var.
kendime tatilde yapmam gerekenler isimli bir liste yaptım ve listeyi ceren'e gösterdiğimde ne olduğunu anladığı anla kafasını geri çevirmesi arasındaki zaman dilimi birkaç mikrosaniye oldu.
kafam karışık, emin olduğum sadece bir şey var.
ve üşümüyorum.
26 Ekim 2009 Pazartesi
ayağına dikkat et!
bir cs ödevinin daha sonuna geldim az önce. bu 3 saatten biraz daha uzun sürmüş olabilir, az sonra kalkıp hocanın ellerini öpmeye de gidebilirim her hafta değil de hafta aşırı ödev verdiğinden sebep.
eğer "cs insanı mutluluk tanımı" diye bir şey varsa, o da kesinlikle şu iki satırdır ayrıyetten:
0 error(s), 0 warning(s)
========== Build: 1 succeeded, 0 failed, 0 up-to-date, 0 skipped ==========
"ne zaman 'allah kahretsin ben neden cs 201 aldım ilk dönemden' deyip ağlayacağın günlerin geleceğini merak ediyorum" diyen insanı da kınıyorum. kavgada söylenmez.
asıl o değil de, geçen gün günlüğümü okuyordum, şöyle bir paragrafla karşılaştım öldüm gülmekten, az biraz küfürlü ama nasıl gaza geldiysem artık,
"eğer insanın ilhamını götüne kaçıran bir şey varsa o da kesinlikle birinin arayıp 'ben geliyorum' demesidir. gelince ne olacak balata; ama anlamsız bir bekleyiş başlıyor o noktada ve ağzımda ne kadar kelime varsa hepsi kıçıma giriyor o anda."
odamdan çıktıktan sonra dorm binasının kapısından çıkıp oda penceremizin önünden geçiyorum. geçen gün selin cama çıkıp çarşaf silkelerken "yabancılarla konuşmaa" diye bağırdı. meydana kadar güldüm.
hangar'ın hangar olduğunu belli etmek için konan müzikus tabelasının işlevini yerine getirmediğini düşünen bas insanı, "ondan detone olmayın gibi bir anlam çıkıyor ilk bakıldığında" cümlesini kurdu.
"kaşarlı dürüm döner" yerine "kaşarlı dünür dörem" denmesi üzerine aynı insan "kaşarlı dünür görem!" dedi..
galiba sandığın kadar cesur değilim, çok istedim yazabilmek ama her yazdığım mahrem oldu, benim ellerimden kurtulup havaya tutundu. kim bilir, belki bir gün hazır olduğunda senin ellerine düşer.
"geçmiş, bugün ve gelecek… hepsini peşpeşe dizip, dümdüz bir çizgi çiziyoruz. bu yüzden geçmişin geçip gittiğine, geleceğin henüz gelmediğine inanıyoruz. ve en kötüsü, zamanı önceden çizdiğimiz bu dümdüz çizgide yürümeye mecbur tutuyoruz. ama belki de o burnunun ucunu göremeyecek kadar sarhoştur."
Elif Şafak
eğer "cs insanı mutluluk tanımı" diye bir şey varsa, o da kesinlikle şu iki satırdır ayrıyetten:
0 error(s), 0 warning(s)
========== Build: 1 succeeded, 0 failed, 0 up-to-date, 0 skipped ==========
"ne zaman 'allah kahretsin ben neden cs 201 aldım ilk dönemden' deyip ağlayacağın günlerin geleceğini merak ediyorum" diyen insanı da kınıyorum. kavgada söylenmez.
asıl o değil de, geçen gün günlüğümü okuyordum, şöyle bir paragrafla karşılaştım öldüm gülmekten, az biraz küfürlü ama nasıl gaza geldiysem artık,
"eğer insanın ilhamını götüne kaçıran bir şey varsa o da kesinlikle birinin arayıp 'ben geliyorum' demesidir. gelince ne olacak balata; ama anlamsız bir bekleyiş başlıyor o noktada ve ağzımda ne kadar kelime varsa hepsi kıçıma giriyor o anda."
odamdan çıktıktan sonra dorm binasının kapısından çıkıp oda penceremizin önünden geçiyorum. geçen gün selin cama çıkıp çarşaf silkelerken "yabancılarla konuşmaa" diye bağırdı. meydana kadar güldüm.
hangar'ın hangar olduğunu belli etmek için konan müzikus tabelasının işlevini yerine getirmediğini düşünen bas insanı, "ondan detone olmayın gibi bir anlam çıkıyor ilk bakıldığında" cümlesini kurdu.
"kaşarlı dürüm döner" yerine "kaşarlı dünür dörem" denmesi üzerine aynı insan "kaşarlı dünür görem!" dedi..
galiba sandığın kadar cesur değilim, çok istedim yazabilmek ama her yazdığım mahrem oldu, benim ellerimden kurtulup havaya tutundu. kim bilir, belki bir gün hazır olduğunda senin ellerine düşer.
"geçmiş, bugün ve gelecek… hepsini peşpeşe dizip, dümdüz bir çizgi çiziyoruz. bu yüzden geçmişin geçip gittiğine, geleceğin henüz gelmediğine inanıyoruz. ve en kötüsü, zamanı önceden çizdiğimiz bu dümdüz çizgide yürümeye mecbur tutuyoruz. ama belki de o burnunun ucunu göremeyecek kadar sarhoştur."
Elif Şafak
23 Ekim 2009 Cuma
kısa devre
müge: abi suretler'e gidelim mi?
selin: abi müge dedi ki çok kötüymüş o şey.
müge: abi onu ben dedim?
selin: abi müge sensin zaten.
?!
selin: abi müge dedi ki çok kötüymüş o şey.
müge: abi onu ben dedim?
selin: abi müge sensin zaten.
?!
21 Ekim 2009 Çarşamba
tamam abi
viivaa laa müüzikus, viva la müüzikus
viva la MÜ, viva la müzikuus
viva la müüzikus, viva la müüzikus,
viva la MÜÜ, viva la müzikus.
az önce harf sayısı kullanarak kendi çapımda bir ölçek sistemi geliştirdim. çok ciddiye almayın.
tll insanı, "aramızda görücü usülü ile evlenmek isteyen var mı?" dedi.
aynı insan, kendi türkçeleştirdiği kitaba "yeterince okursanız, ölürsünüz" yorumunu yaptı.
mikrofondan gelen sesin yeterince gür olmadığını idrak eden sepese insanı, "o zaman striptiz zamanı" dedi ve sweatshirt'ünü çıkardı.
ilk cs ödevimden 100 aldığımı paylaştığım ceren, "neyin üzerinde 3 saat çalışırsan ondan 100 alırsın zaten" dedi. hayat felsefem ineklik üzerine kurulu olabilir, dün de partinin ortasında odama gidip proposal yazdım çünkü. bunun ekstrem bir başarı getirmiyor olması çok üzmüyor işin komik tarafı. neyse bu apayrı irdelenesi bir mevhum.
"omuzuma öküz oturmuş gibi hissediyorum" cümlesini kurdum geçen gün. sadece 15 dakika ayakta bas çaldıktan sonra. buket abla bir gün topuklarımdan sıkacak ama, du bakalım.
saat 11.30 ve odada sadece ben uyanığım, ns 101'ime girmiş şekilde hem de, bu da 2 üst maddeyle bir denklik, bir sinerji yaratıyor.
o diil de, ilk günlerde "abii derslerin isimlerine bak hepsi 101, tam sıfırdan başlıyoruz daha düşüğü yok" derken hazırlıkların tll derslerinin isminin "TLL 001" olduğunu öğrendim.
confessu çığrından çıkmış. insanların içinde resmen başka insanlar var.
viva la MÜ, viva la müzikuus
viva la müüzikus, viva la müüzikus,
viva la MÜÜ, viva la müzikus.
az önce harf sayısı kullanarak kendi çapımda bir ölçek sistemi geliştirdim. çok ciddiye almayın.
tll insanı, "aramızda görücü usülü ile evlenmek isteyen var mı?" dedi.
aynı insan, kendi türkçeleştirdiği kitaba "yeterince okursanız, ölürsünüz" yorumunu yaptı.
mikrofondan gelen sesin yeterince gür olmadığını idrak eden sepese insanı, "o zaman striptiz zamanı" dedi ve sweatshirt'ünü çıkardı.
ilk cs ödevimden 100 aldığımı paylaştığım ceren, "neyin üzerinde 3 saat çalışırsan ondan 100 alırsın zaten" dedi. hayat felsefem ineklik üzerine kurulu olabilir, dün de partinin ortasında odama gidip proposal yazdım çünkü. bunun ekstrem bir başarı getirmiyor olması çok üzmüyor işin komik tarafı. neyse bu apayrı irdelenesi bir mevhum.
"omuzuma öküz oturmuş gibi hissediyorum" cümlesini kurdum geçen gün. sadece 15 dakika ayakta bas çaldıktan sonra. buket abla bir gün topuklarımdan sıkacak ama, du bakalım.
saat 11.30 ve odada sadece ben uyanığım, ns 101'ime girmiş şekilde hem de, bu da 2 üst maddeyle bir denklik, bir sinerji yaratıyor.
o diil de, ilk günlerde "abii derslerin isimlerine bak hepsi 101, tam sıfırdan başlıyoruz daha düşüğü yok" derken hazırlıkların tll derslerinin isminin "TLL 001" olduğunu öğrendim.
confessu çığrından çıkmış. insanların içinde resmen başka insanlar var.
18 Ekim 2009 Pazar
balede yangın
operadaki hayalet tadında oldu başlık. gibiydi de aslında.
bu olay bana, maddeye ne kadar gereksiz anlam yüklediğimi bir kez daha hatırlattı.
dumandan uzun süre öksürüp gözlerimden hiç ağlamadığım kadar yaş aktıktan sonra yangından kurtarılanlar olarak 4 sene önce sahneye birlikte çıktığımız çiçekleri attılar. yanmışlardı. yarısı.
o çiçeklere - çiçek dediğim hulohopların bir ucunun kesilip ters dönmüş "v" şekilini aldığını ve üstünün çiçeklerle kaplı olduğunu düşünün- ne kadar çok küfretmişizdir, ellerimizi yoruyor 13 dakikalık dansta, bittiğinde bırakıp sahneye geri çıkmamız zaman alıyor diye.
fındıkkıran'ın çiçek valsi. the waltz of the flowers.
bir itfaiye mensubu gözlerimin önünde dışarı çıkarıp yere attı yanmış plastikleri.
ceyda'ya döndüm, "çocukluğum yere düştü" dedim.
ne zaman büyüyoruz biz?
bu olay bana, maddeye ne kadar gereksiz anlam yüklediğimi bir kez daha hatırlattı.
dumandan uzun süre öksürüp gözlerimden hiç ağlamadığım kadar yaş aktıktan sonra yangından kurtarılanlar olarak 4 sene önce sahneye birlikte çıktığımız çiçekleri attılar. yanmışlardı. yarısı.
o çiçeklere - çiçek dediğim hulohopların bir ucunun kesilip ters dönmüş "v" şekilini aldığını ve üstünün çiçeklerle kaplı olduğunu düşünün- ne kadar çok küfretmişizdir, ellerimizi yoruyor 13 dakikalık dansta, bittiğinde bırakıp sahneye geri çıkmamız zaman alıyor diye.
fındıkkıran'ın çiçek valsi. the waltz of the flowers.
bir itfaiye mensubu gözlerimin önünde dışarı çıkarıp yere attı yanmış plastikleri.
ceyda'ya döndüm, "çocukluğum yere düştü" dedim.
ne zaman büyüyoruz biz?
17 Ekim 2009 Cumartesi
akılda kalanlar
-nee? A1 nerede bilmiyor musun?!
-öö. dur daha 3 hafta olmadı geleli..
-ama A1 yani, A1!!
-sen niye konuşmuyosun ki.
-dünyanın en harika tasarımı bu!
-biz dün kaçta yattık?
-oturduk diyecektin heralde?
-lan sen burda yattın bi uyandım gitmişin..
-okula bak bir gördüğünü bir daha göremezsin, bizde herkes birbirini tanıyor.
-demeyin öyle şeyler. kimseyi tanımıyorum ben!
-ben de ilk dönem odamda oturmuştum ki.
-teşekkür ederim!
-çatalla sevişmeseydin keşke.
-yok ben kötü verdim.
-evet o kötü verdi.
-sen onu yememişsin ki.
-bir insanın höşmelim yememesi için çok geçerli bir sebebi olması lazım, ne bileyim "ağzım yok" falan gibi.
-hmgmhhmmg
-yada işte midem yok yediklerim boşluğa düşüyor da olabilir.
-bence seninki pşkolşik.
-ehuhe nejik?
-durun önce ters çevirelim.
-teşekkür ederim!!
-sandviç isteyip ekmeğini yemedi..
-bana bak!
-sen gelme benim odama bir daha. sen gel!
-oha ?!
-abi bizim masa en güzeli, solist burada, günün adamı burada, ııgh sen burdasın, sen burdasın, ben de varım ohooo
-şu son 3ü olmadı biliyosun dimi.
-kim getirtmişti bana bu tabu'yu?
-titriyosun abi!
-köfte var dedim kalktı geldi.
-ahah hiç de bile çişim gelmişti de kalktım.
-sen de bütün gün sıkıldın en sonunda iyi coştun..
-bunu görmemen gerekiyodu!
<<>><<>><<>>
ben çok sahneye çıktım, seda ablam sağolsun, belki de bu yüzden hayatımda hakkı ödenemeyecek insanlardan biridir, beni buldu çıkardı, baleyle üstü örtülmeye çalışılmış bütün bende olanı aldı sahneye koydu diye.
sahneleri çok severim ben. kulisini, kostümünü, şimdiye kadar patiğini, eteğini, pointini, bundan sonra biraz daha gitarını, nota sehpasını, tuner'ını...
sahneye çıkmadan da sahneye çıkmış kadar eğlenilebiliyormuş meğer. hem de çoğunluğuyla dün tanışılmış insanlar sahnedeyken. elde telsizle deliler gibi dansedilebiliniyormuş. sahnedekilerle gözgöze gelinip aşırı mutlu olunabiliyormuş.
bir şu son "akılda kalan" üzdü beni koskocaman izmir yolculuğunda. olmuyor, gösteremiyorum sevincimi. bütün gün o kadar eğlendim ki, tarifi yok, ama sadece gerçekten koparken mutluymuşum, öyle görünmüşüm. halbuki kordon'da, battaniyenin altında daha mutluydum sanki.
ama olsun, olsun, her şeye, değer.
hem nasıl diyordunuz siz..
viva la müzikus
-öö. dur daha 3 hafta olmadı geleli..
-ama A1 yani, A1!!
-sen niye konuşmuyosun ki.
-dünyanın en harika tasarımı bu!
-biz dün kaçta yattık?
-oturduk diyecektin heralde?
-lan sen burda yattın bi uyandım gitmişin..
-okula bak bir gördüğünü bir daha göremezsin, bizde herkes birbirini tanıyor.
-demeyin öyle şeyler. kimseyi tanımıyorum ben!
-ben de ilk dönem odamda oturmuştum ki.
-teşekkür ederim!
-çatalla sevişmeseydin keşke.
-yok ben kötü verdim.
-evet o kötü verdi.
-sen onu yememişsin ki.
-bir insanın höşmelim yememesi için çok geçerli bir sebebi olması lazım, ne bileyim "ağzım yok" falan gibi.
-hmgmhhmmg
-yada işte midem yok yediklerim boşluğa düşüyor da olabilir.
-bence seninki pşkolşik.
-ehuhe nejik?
-durun önce ters çevirelim.
-teşekkür ederim!!
-sandviç isteyip ekmeğini yemedi..
-bana bak!
-sen gelme benim odama bir daha. sen gel!
-oha ?!
-abi bizim masa en güzeli, solist burada, günün adamı burada, ııgh sen burdasın, sen burdasın, ben de varım ohooo
-şu son 3ü olmadı biliyosun dimi.
-kim getirtmişti bana bu tabu'yu?
-titriyosun abi!
-köfte var dedim kalktı geldi.
-ahah hiç de bile çişim gelmişti de kalktım.
-sen de bütün gün sıkıldın en sonunda iyi coştun..
-bunu görmemen gerekiyodu!
<<>><<>><<>>
ben çok sahneye çıktım, seda ablam sağolsun, belki de bu yüzden hayatımda hakkı ödenemeyecek insanlardan biridir, beni buldu çıkardı, baleyle üstü örtülmeye çalışılmış bütün bende olanı aldı sahneye koydu diye.
sahneleri çok severim ben. kulisini, kostümünü, şimdiye kadar patiğini, eteğini, pointini, bundan sonra biraz daha gitarını, nota sehpasını, tuner'ını...
sahneye çıkmadan da sahneye çıkmış kadar eğlenilebiliyormuş meğer. hem de çoğunluğuyla dün tanışılmış insanlar sahnedeyken. elde telsizle deliler gibi dansedilebiliniyormuş. sahnedekilerle gözgöze gelinip aşırı mutlu olunabiliyormuş.
bir şu son "akılda kalan" üzdü beni koskocaman izmir yolculuğunda. olmuyor, gösteremiyorum sevincimi. bütün gün o kadar eğlendim ki, tarifi yok, ama sadece gerçekten koparken mutluymuşum, öyle görünmüşüm. halbuki kordon'da, battaniyenin altında daha mutluydum sanki.
ama olsun, olsun, her şeye, değer.
hem nasıl diyordunuz siz..
viva la müzikus
12 Ekim 2009 Pazartesi
baağa
cs dersinde bir süre olay üst düzey geyiğe ulaştı. nedeni ise kuzunun çıkardığı efekti iki farklı dilin iki farklı şekilde yazıya dökmesiydi, "baa" ve "mee".
// old mcdonald had a farm parçası üzerinden kod yazıyor olduğumuz gerçeğini kenara bırakıyorum dikkat ederseniz.
aynı şey 8. sınıfta fransızca dergisinin isminin "cocorico" olduğunu öğrendiğimizde olmuştu. meğer fransa'nın horozları "üğüğürüü" demiyorlarmış. bayağı "kokorikoo" diyorlarmış.
uzun vadede bir fransız bir türk olmak üzere iki çift kuzu ve bir ingiliz bir türk olmak üzere iki çift horoz edineceğim. iki çift dikkat ederseniz. şunun surasında meendis olcaz, kontrol grup vital ve crucial. yaa.
ps: görmemişin komenti oldu dikkat ettiyseniz. etmediyseniz sallayın. demedim bişi.
// old mcdonald had a farm parçası üzerinden kod yazıyor olduğumuz gerçeğini kenara bırakıyorum dikkat ederseniz.
aynı şey 8. sınıfta fransızca dergisinin isminin "cocorico" olduğunu öğrendiğimizde olmuştu. meğer fransa'nın horozları "üğüğürüü" demiyorlarmış. bayağı "kokorikoo" diyorlarmış.
uzun vadede bir fransız bir türk olmak üzere iki çift kuzu ve bir ingiliz bir türk olmak üzere iki çift horoz edineceğim. iki çift dikkat ederseniz. şunun surasında meendis olcaz, kontrol grup vital ve crucial. yaa.
ps: görmemişin komenti oldu dikkat ettiyseniz. etmediyseniz sallayın. demedim bişi.
10 Ekim 2009 Cumartesi
9 Ekim 2009 Cuma
gel
terazi nasıl bir süre kararsız kalıyorsa hangi kefenin daha ağır geldiğinden, bekleyip duruluyorsa ve diyorsa, işte bu taraf,
ben de bekliyorum şimdi, şöyle bir hayat istiyorum diyeceğim bu sürenin sonunda.
zaman hep göreceli değil midir zaten.
ben de bekliyorum şimdi, şöyle bir hayat istiyorum diyeceğim bu sürenin sonunda.
zaman hep göreceli değil midir zaten.
7 Ekim 2009 Çarşamba
bahtsız bedevi
yok çöle düşmem gerekmedi allahtan da,
benim bu şanssızlığımın bir hal çaresi olması lazım. Ceren dedi dün, "iyi insan olursa istediklerin olur" yani eğer varsa hakkaten böyle bir şey, ben bayağı kötü bir insanım.
sosyal hayatımda hiç bir şey iyi gitmediği gibi, ha iyi gitmesi için çaba sarfetmediğimi itiraf ediyorum ama, akademik hayatın içine henüz giremeden, türev integrali dahi geçemeden çektiğim çilenin haddi hesabı, beni hüzünlendiriyor.
aynı Ceren az önce odayı terk ederken "adamım, kendine bir iyilik yap ve bırak endişelenmeyi" dedi. bir süre kredi hesabı yapmaya ve mail göndermeye ara veriyorum bu nedenle.
kahve içeyim ben.
benim bu şanssızlığımın bir hal çaresi olması lazım. Ceren dedi dün, "iyi insan olursa istediklerin olur" yani eğer varsa hakkaten böyle bir şey, ben bayağı kötü bir insanım.
sosyal hayatımda hiç bir şey iyi gitmediği gibi, ha iyi gitmesi için çaba sarfetmediğimi itiraf ediyorum ama, akademik hayatın içine henüz giremeden, türev integrali dahi geçemeden çektiğim çilenin haddi hesabı, beni hüzünlendiriyor.
aynı Ceren az önce odayı terk ederken "adamım, kendine bir iyilik yap ve bırak endişelenmeyi" dedi. bir süre kredi hesabı yapmaya ve mail göndermeye ara veriyorum bu nedenle.
kahve içeyim ben.
5 Ekim 2009 Pazartesi
çok acayip tapestry
"telling someone who is playing hide-and-go-seek to start counting from 1 and to stop when they reach the 'last number' is an interesting way to teach the concept of infinity"
3 Ekim 2009 Cumartesi
hangi bölüm ?!
atiye'nin kim olduğunu serdar ortaç'ın meşhur billie jean videosundan öğrendiğimi itiraf ediyorum.
teoman'ı da artık şebnem ferah'la olan düetlerine geri dönmesine teşvik ediyorum. sarah'dır atiye'dir okeydir de, bir süredir şebnem ferah'tan yeni bir şarkıyı geçtim yeni bir sözcük duymak için çıldıran bir bünyem var.
o kadar laf etmemin nedeni: kal'ı loopa almam ve an itibariyle 32. kere dinliyor olmam. Bir nevi günah çıkardım yani.
edit1: parçanın bir yerinde bariz msn'den ileti gelmiş efekti var. nasıl bir arak ki bu.
edit2: "bana sarılarak göster sevdiğini" ne be. mağra adamı mıyız biz. sözlerle ifade edemiyor muyuz kendimizi?
edit3: 57 oldu.
çok çelişkili oldu bu blog. yoksayın en iyisi.
teoman'ı da artık şebnem ferah'la olan düetlerine geri dönmesine teşvik ediyorum. sarah'dır atiye'dir okeydir de, bir süredir şebnem ferah'tan yeni bir şarkıyı geçtim yeni bir sözcük duymak için çıldıran bir bünyem var.
o kadar laf etmemin nedeni: kal'ı loopa almam ve an itibariyle 32. kere dinliyor olmam. Bir nevi günah çıkardım yani.
edit1: parçanın bir yerinde bariz msn'den ileti gelmiş efekti var. nasıl bir arak ki bu.
edit2: "bana sarılarak göster sevdiğini" ne be. mağra adamı mıyız biz. sözlerle ifade edemiyor muyuz kendimizi?
edit3: 57 oldu.
çok çelişkili oldu bu blog. yoksayın en iyisi.
2 Ekim 2009 Cuma
konuşan güvenlik
gecenin 3'ünde yangın alarmının çalışmasına sebep olan a5 sakin/lerini gerçekten sakin olmaya davet ediyorum.
9988'i arar aramaz sustu bir de, "ben a5'ten arıyodum neyse sustu sağolun" gibi bir cümle kurmuş olabilirim. cevaben "evet susturduk" da nasıl bir kendine güvendir ki.
bu arada alarm derken, bir kadın sesi çok melodik bir tonla "yangın var, lütfen binayı tahliye ediniz" diyor da, desibelini ne siz sorun ne ben söyleyeyim.
ardından hoperlörden "ben konuşan güvenlik" diyen amcanın ise alarmla uyandığını tahmin ediyoruz.
9988'i arar aramaz sustu bir de, "ben a5'ten arıyodum neyse sustu sağolun" gibi bir cümle kurmuş olabilirim. cevaben "evet susturduk" da nasıl bir kendine güvendir ki.
bu arada alarm derken, bir kadın sesi çok melodik bir tonla "yangın var, lütfen binayı tahliye ediniz" diyor da, desibelini ne siz sorun ne ben söyleyeyim.
ardından hoperlörden "ben konuşan güvenlik" diyen amcanın ise alarmla uyandığını tahmin ediyoruz.
1 Ekim 2009 Perşembe
acayip şeyler
-dolmuşta "uzatır mısınız" diyerek önümdekine vermeye çalıştığım 1.75 tl'ye parayı almayan hanfendi "dur yavrum sıra var" dedi. sıranın nerede olduğunu çok merak ettim.
-sps asistanım "we, not we ofcourse, humans..." dedi eski zamanlardaki insanlardan bahsetmeye çalışırken.
-vapurda elim kolum doluyken az kalsın şekerleri cüzdana, bozuk para üstünü kahveye atıyordum. Birincisini gerçekleştirdim bile.
-oda arkadaşlarım odada karşılaştıkları kocaman kanatlı çekirgeden korkup dışarı koşmuşlar yardım istemek için, yarı çıplak bir adamla karşılaşıp ondan daha çok korktuklarına karar vermişler sonra.
-üniversite öğrencileriyle ağzına kadar dolu bir amfi, enstruman derslerinden bahsederken "grup yaparsınız" cümlesini kaldıracak olgunluğu gösteremedi ve ağlayana kadar güldü. ben de güldüm. üstelik o kadar uzattı ki, tamam uzattık ki...
-"hee" dendiğinde etrafımda herhangi biri tarafından, kendi kendime gülmeye başlıyorum, deli olduğumdan değil, "hee sonra şey oldu ben 58 yaşındayım.." temalı, kadının hiç bir şey anlaşılmadığı ama ısrarla televizyon programında kendisine yardım etmeye çalışan adamn sözünü keserek anlaşılmamaya devam ettiği video aklıma geldiğinden.
-ceren üstteki madde hakkında her "sonra şey oldu" dediğimde duvara çentik atmaya karar verdi.
-"suugle sabancı üniversitesi gayri resmi internet sitesi", new tab açıldığında "suugle sabancı üniversitesi gay" de kalıyor. anlamsızca buna da güldük.
-öss'den sonra yazdığım msn iletisi "bütün dünya benim" de turgut'un ekranında "bütün dünya beni..." diye çıkmıştı. bunu amfide ceren'e anlattım ve boğulduk.
-eski su öğrencisi emre'nin blogunu yeniden okumaya başladım, gördüğüm çok komik şeylerden biri, küçük kıyamet filminin internette afişini ararken şöyle bir şeyle karşılaşmasıydı: "küçük kıyamet > büyütmek için tıklayınız". buna gülerken ceren boğulmak üzereydi, kurtardık, ona da güldük.
-banyoya girmeden önce bize hocaya hangi dilde mail atmamız gerektiği konusunda demeç veren selin'in düşme sesiyle kitlendik. neyse bir şey olmadığını anladıktan sonra sakinliğimizi çok koruyamadık çünkü banyodan çıkarken kapı ceren'in sandalyesine çarptı ve ceren çekilmeye çalışırken kafasına ranzanın merdiveni düştü. evet buna da güldük.
-videolarda duyduğum "Hunters & Gatherers" ile sonunda tanıştım. buna pek gülmedik.
-sabancı shuttle'larında wifi var.
-sps asistanım "we, not we ofcourse, humans..." dedi eski zamanlardaki insanlardan bahsetmeye çalışırken.
-vapurda elim kolum doluyken az kalsın şekerleri cüzdana, bozuk para üstünü kahveye atıyordum. Birincisini gerçekleştirdim bile.
-oda arkadaşlarım odada karşılaştıkları kocaman kanatlı çekirgeden korkup dışarı koşmuşlar yardım istemek için, yarı çıplak bir adamla karşılaşıp ondan daha çok korktuklarına karar vermişler sonra.
-üniversite öğrencileriyle ağzına kadar dolu bir amfi, enstruman derslerinden bahsederken "grup yaparsınız" cümlesini kaldıracak olgunluğu gösteremedi ve ağlayana kadar güldü. ben de güldüm. üstelik o kadar uzattı ki, tamam uzattık ki...
-"hee" dendiğinde etrafımda herhangi biri tarafından, kendi kendime gülmeye başlıyorum, deli olduğumdan değil, "hee sonra şey oldu ben 58 yaşındayım.." temalı, kadının hiç bir şey anlaşılmadığı ama ısrarla televizyon programında kendisine yardım etmeye çalışan adamn sözünü keserek anlaşılmamaya devam ettiği video aklıma geldiğinden.
-ceren üstteki madde hakkında her "sonra şey oldu" dediğimde duvara çentik atmaya karar verdi.
-"suugle sabancı üniversitesi gayri resmi internet sitesi", new tab açıldığında "suugle sabancı üniversitesi gay" de kalıyor. anlamsızca buna da güldük.
-öss'den sonra yazdığım msn iletisi "bütün dünya benim" de turgut'un ekranında "bütün dünya beni..." diye çıkmıştı. bunu amfide ceren'e anlattım ve boğulduk.
-eski su öğrencisi emre'nin blogunu yeniden okumaya başladım, gördüğüm çok komik şeylerden biri, küçük kıyamet filminin internette afişini ararken şöyle bir şeyle karşılaşmasıydı: "küçük kıyamet > büyütmek için tıklayınız". buna gülerken ceren boğulmak üzereydi, kurtardık, ona da güldük.
-banyoya girmeden önce bize hocaya hangi dilde mail atmamız gerektiği konusunda demeç veren selin'in düşme sesiyle kitlendik. neyse bir şey olmadığını anladıktan sonra sakinliğimizi çok koruyamadık çünkü banyodan çıkarken kapı ceren'in sandalyesine çarptı ve ceren çekilmeye çalışırken kafasına ranzanın merdiveni düştü. evet buna da güldük.
-videolarda duyduğum "Hunters & Gatherers" ile sonunda tanıştım. buna pek gülmedik.
-sabancı shuttle'larında wifi var.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)