26 Ekim 2010 Salı

adiabatic

bu aralar gördüğüm şu iki davranış bence dünyanın en içten iki davranışı:

1. 2 saat süren çılgın bir bale dersi bitmiştir, hoca dersi bitirmeden önce resmen laf olsun diye, "ee yoruldunuz mu?" dedi. sınıfın en iyilerinden ama aynı zamanda en küçüğümüz, kollarını havada kopkop düzeneğine sokarak, "yyoouu sabaha kadar burdayız!!" dedi. zaten bu senenin geyiği, cuma akşam ve cumartesi sabah dersleri arasında tam 12 saat olması sebebiyle gece burda yatalım bence yeaa olduğu için, herkes de bitik durumda olduğu için coşkuyla karşılandı.

2. bugün "introduction to life" (?!) dersinde hoca kısa devre yaptı ve mayozun ikinci evresinden önce replication olduğunu söyledi. bunu duyan bir kız, ellerini kullanmaktan da çekinmeyerek ayynen şunu söyledi: "yok artık ne replicationı yok orda replication falan!!". biz gülmeye başlayınca da ne yaptığını farkedip çılgınca özür diledi hocadan, ama hoca da gülmekten boğulmak üzere olduğu için önemli olmadığını söyleyemedi.

ve evet, biyolojiye giriş dersinin adı introduction to life. hayat101 deyip gülüyorduk biz oysa geçen sene.

25 Ekim 2010 Pazartesi

yine şebo hep şebo

müzikle olan alakamın hayatımın şu döneminde maksimum noktasına ulaşması hiç hoş olmadı. başka bir zamanda olsaydı şu zaman, çok daha güzel olabilirdi. ama o zaman da bu zaman olmazdı ki.

ben yine de her kendimi kötü hissettiğimde veya daha iyi hissetmek istediğimde aynı kadını dinliyorum. aslında aynı 2 kadını ve 3 adamı dinliyorum.

o değil de az uyuyabilmek sunulmuş bir armağan bence insanoğluna. keşke hiç uyumamız gerekmese. dönüp dolaşıp aynı konulara geliyorum burası da baydı o yüzden ama ilerleyemiyorum düşünce hayatımda demek ki napalım. mesela geçen gün aklıma bir cümle geldi "ohaa negzelmiş kimindi acaba" deyip arayıp arayıp bulamadım. meğer benimmiş. egoya gel. şuursuz ego.

22 Ekim 2010 Cuma

bio303

hani twitter'da yazdığın şey 140 karakteri geçince newtwitter'da "you'll have to be more clever" diyo ya, çok saçma bence.
eyvallah "vaktim yoktu kısa bir konuşma hazırlayamadım" geyiklerine falan inanıyorum, yani geyiğe inanıyorum deyince tam ifade edemedim, evet bir şeyi kısa yoldan söylemek daha zor ama belki söyleyeceğim çok şey var? ha? ne demek daha zeki olman lazım..
yani tabii ki bütün bunları sığdıramadığımdan sesli harfleri silmeyi düşündüğüm tivitim ardından yazdım. sonra salıp ilk kısmını attım sadece. bu da hepsi:

şeritler halinde kaçan çorabıma bakıp, "aa agarose gel electrophoresis sonucu gibi olmuş!" dedim. umarım bu haftasonu lab reportumu yazarken de "eheh agarose gel electrophoresis sonucuna bak cuma günü kaçan çorabımın şekli gibi" diyebilecek kadar şen olurum.

şimdi burada her şeyi yazabiliyorsun ya istediğin uzunlukta, biraz da ondan uzatıyorum ben.

18 Ekim 2010 Pazartesi

birthday problem

haftaya pazartesi günü 8.40'da olasılık dersiyle başlamak yeterince kötüyken hocanın 85 yaşında olması işleri daha da zorlaştırıyor.

dersin ortalarına doğru şöyle bir soru yazdı: Bir odada n tane insan vardır. Bu n insandan en az iki tanesinin aynı günde doğmuş olma olasılığı nedir? al işte, düz bir prob sorusu, 3 haftadır aynı şeyi yapıyoruz. ama ilginçlik, tam bu noktada başladı. sorunun altına hoca "varsayım: her insanın 365 günden birinde doğma ihtimali eşittir" yazdı. şimdi türkçe'ye çevirince çok anlaşılmadı ingilizcesini de şeyettireyim: "Every person is equally likely to be born on any 1 of 365 days". 350 kişilik amfideki 23 kişiye baktım, kimse anlamamışa benzemiyordu, ben mi salaktım.
Adam anlaşılmamasını beklemiş olacak ki açıklama gereği hissetti. Hatırladığım kadarıyla türkçe olarak yapılan açıklama şunun gibi bir şeydi:

Şimdi biliyorsunuz bizde iki bayram arası nikah olmaz derler, uğursuzluk getirirmiş öyleymiş. Şimdi öyle olunca bizim toplumumuzda belli bir aralıkta daha az doğumgünü olmuş oluyor. Ama bunun yanında da bayramlar sürekli değiştiği için bunun hesaplanması da çok zor, o yüzden biz burada herkesin her zaman doğabileceğini assume edeceğiz.

olayın üzerinden 4 saate yakın süre geçti ben daha henüz atlatabilmiş değilim. üstelik adam o kadar ciddiydi ki.

edit: abi şakaymış. adamın espri anlayışı buymuş. bir arkadaşım da "adam espri yaparken ses tonunu değiştirmeyi unutuyor yoksa sorun olmayacak" dedi, te allaam.

17 Ekim 2010 Pazar

white russian

ben böyle "kimse beni sevmiyor kimse benimle ilgilenmiyor burayı bile kimse okumuyor kimsenin umrunda değilim" falan derken dün gece ansızın öğrendim ki millet arkamdan aslında neler diyomuş da ben bilmiyomuşum. yani arkamdan konuşulması sevildiğimi elbette göstermez hatta tersini kanıtlar ama birilerine dokunmuş olmak hiç de fena bir şey değil, üstellik yaptığım hiçbir şeyden pişman değilken.
hayır benim kimsenin bilmediğini düşündüğüm şeyleri onyüzbinmilyon insanın bilip bir de konuşması korkutmadı değil ama asıl olay bence benim açımdan olay niteliği bile taşımayan şeylerin herkes tarafından konuşulmaya layık bulunması.

bu da böyle bir yazı.

9 Ekim 2010 Cumartesi

gerard buttler phantommuş!

benim baleye gitmediğim sene balede çok acayip şeyler olmuş. bugün hoca

LAME DUCK!

diye bağrdı mesela. ben ha ne oha yeni bi hareket mi o ahaha falan derken içimden herkes sorgusuz sualsiz köşeye geçip harekete başlamıştı. baktım anladım yaptım tabii de, lame duck ya. bale yapıyoruz, hani 15.yy'da fransa'da kral louis tarafından temelleri atılmış, 17. yy'da rusya'ya gelmesiyle gelişimi büyük hız kazanıp gelişmiş sanat dalı, bale. sen kalk hareketin ismini lame duck koy, bu ne laubalilik demezler mi..
yalnız hareket hakkaten paytak ördek yürüyüşüne benziyor iyi bulmuşlar haklarını yemeyeyim.

5 Ekim 2010 Salı

piyano dersi

beni tanıyanlar, yani aslında yeterince iyi tanıyanlar nasıl bir hayvan müptelası olduğumu bilirler. işte bu nedenle geçen gün arkadaşımın "ya ben bi hafta tatile gidiyorum evim okuluna yakın altında araba var hergün bi gelsen gezdirsen şu yavrucağı?" teklifine pek sıcak baktım.

lakin, benim derslerim çok düzensiz, 12.30da biten gün de var 19.30da biten de. bunu arkadaşıma dedim. dedim bak dedim böyle böyle dedim hayvan sıçmasın oraya buraya dedim, yok dedi bir şey olmaz dedi. eyi madem dedim ben de.

neyse ki bugün prob recitim (oraya da gelicem) yarım saat erken bitti, koştur koştur eve gittim, meğer şekerpınar yolunda korkunç bi trafik varmış. hiç bir işe yaramadı erken bitmesi haliyle. bir girdim ki eve hayvandan bir sesler geliyor ne siz sorun ne ben söyleyeyim. bayağı acı çekiyor çok belli halinden. bir hışım iki poşet aldım tasmasını taktım kapıyı çektim. dobi koşuyor ve koşuyorum.

koridor bitince hayvan yolu bildiğinden sola döndü. bilmediği şey ise tam o sırada apartmana giren 2 çocuklu bir çift anne babanın bunu bilmediğiydi. insanlar son hız üstlerine koşan 50 kiloluk bir golden, arkasında da anca o kadar kilosuyla koşan bir sahip gördüklerinde dehşet panik oldular, çocuklar ayrı taraflara dağıldı baba hangisinin arkasından gideceğine karar veremedi ben de "TUTUYORUM TUTUYORUM" diye bağırırken dobinin ısrarla üstüne koştuğu anneyle göz göze geldim. anne, proj102 hocamdı. sonrası işte hüzünlere gark falan.

prob asistanım bugün "değil mi? KEY?" dedi.

edit: nesini anlamadınız arkadaşım? o kutuyu oraya ben iç dünyamı anlatınca ney? diyesiniz diye koyduk bak ne güzel hikaye anlatmışım nesini anlamadın..

2 Ekim 2010 Cumartesi

John de Ha

ben bu dönem prob alıyorum, geçen çarşamba da ilk recit'ine girdim, asistan geldi, merhaba dedi, benim adım can d.eha.
"anam" dedim. "nerden hatırlıyorum nerden hatırlıyorum nerden hatırlıyorum aaagh"
bir 5 dakika sonra nereden hatırladığımı hatırladım. tam 5 yıl önce okuduğum bir blogdan. e ama yuh.
daha sonraki 10 dakika "ne yazıyodu hakkında ne yazıyodu hakkında ne yazıyodu hakkında" diye düşünürken, bir yandan da dersi dinlemeye çalıştığım için, bir şeyler gelir gibi oldu. adam dakikada ortalama 13 kere "KEY?" diyordu, dersi türkçe anlatıyor ama şöyle şeyler diyordu: "tamam o zaman sıralı dizildiği için, KEY?, beş faktöriyel bölü KEY? üç faktöriyel çarpı iki faktöriyel KEY?" bir ara dakika tutup kaç kere dediğini sayayım dedim ama sonra daha ilk ders sonra sıkılınca yaparım diye vazgeçtim. sanırım bununla ilgili bir şeyler okumuştum 4 sene önce dedim kendi kendime de.

bugün bunlar geldi aklıma, aradım o blogu buldum, okudum. o kadar şaşırdım ki sonra. can d.eha o zamanlar "deĞil mi?" diyormuş milyonlarca kez. değilmi'den okay'e terfi etmiş yıllar içinde, bence iyi de olmuş yani, değilmi çok uzun sonuçta. değil mi? ama huylunun huyundan vazgeçmemiş olması, 5 yılda bir şeylerin değişip çok şeylerin değişmemesi...

sabancı öyle bir yer ki, sanki gerçekten kalmış öyle, oturmuş durmuş. 5 senedir hocalardan tut (taralp, alpay, koçak, güneri...) çözüm merkezine, bok heykelinden sgm'ye, müzikus'a tsm'ye korosu'ya, kitaplar bazen değişse de taaşşuk-u talat ve fitnat'ın hep kalmasına, confes'e, nebliim şu an hayatımda olan, hayatımda olmasından çok mutluluk duyduğum, su tanıtımında bir kadının kalkıp "ayy seni seçmeleri bu işe şahane olmuş ne çok seviyorsun okulunu" deyip sarılıp öpen annenin dediklerinin haklı olduğunu bildiğim her şeye, bundan 10 yıl önce de birilerine aynı duyguları yaşattığını, 10 yıl sonra da yaşatacağını bilmeme, teşekkürler, büyüyorum sizinle.

eski blog yazarı, nasıl sevindim yazdıklarını bir de buradayken okuyunca. çünkü ben 9. sınıftan beri sabancı'da olmak istiyordum. genelde çok istenilip beklenilip de kavuşulan aşklar hep baş yarar. benimki hiç öyle olmadı. ve şimdi çok unutmuş olduğum, o zamanlar okuyup da iç geçirdiğim şeyleri biraz daha anlayarak okumak iyi geldi. birileri blogunu 5 sene önce okuyordu ve sen o insanı hiç tanımıyordun, 5 sene sonra o insan sen koroda şarkı söylerken fotoğrafını çekiyor, senin bir zamanlar yazdığın okul dergisinde yazıyor. bloglar en az günlükler kadar büyülü. bir de seninkiyle çok yakın bir temadan ilerlediğimden sebep, bir 5 yıl sonra da belki başka bir ben çıkar bana.

hepsini okuyamadım bugün ama oturup okuduklarımdan diyecek bir çift lafım var, bilmiyorum hatırlıyor musun kendi yazdıklarını ama:
öncelikle koçak'ın "adam ş ve s leri karıştırıyor!!" tespitini ben de bir amfide "sinaşi" dediğinde yapmıştım, hem de önce ş'leri söyleyemediğini sanarak :) ama tavuk demiyor artık sanırım hiç dikkatimi çekmedi 2 dönem.
ayrıca ben de "odamda çekirge vaaar" diye çözüm merkezini aramıştım, kurbağa daha fenaymış..

neyse yani balkabaa, teşekkürler :)

bunlar da yazıyı güçlendirecek supplementary readingler:
bir
iki
üç

aft

çok çok suçlu hissediyorum kendimi zira akşamdan kalma olduğum için bugün sabah 9'da olan baleyi ekmek zorunda kaldım. gerçi aslında kendimi kandırmışım saat 1'de dolmuşa binerken 7.30'da kalkabileceğimi düşünerek yani aslında biliyormuşum bile ama öf napalım öyle oldu işte.

gelecek sene haziranda 4 sene aradan sonra tekrar akm'ye çıkacağım. geçen sene ara verdiğimi ondan önceki sene de devamsızlıktan kaldığımı düşünürsek, zaten baleye hiç uygun olmayan şu vücudu akm'ye çıkarmak için çok çalışmam lazım. bir de sarhoş olup ders ekersem o iş çok pis yatar.

yani aslında benim bütün bunları buraya yazmamın nedeni: bundan sonra dersler cuma 6.30 ve cumartesi 6'da olacak. benim zaten ikisinden de çıkmam 9'u bulacağından gece yapılacak içmelere zaten katılamayacağım, e pazar da hangi dingil içmece yapar, onu geç zaten pazartesi 8.40 dersim var. yani belki bir ihtimal cumartesileri 10da katılıp 12de ayrılabilirim ama o yorgunlukla hiç geleceğimi sanmıyorum sevgili dostlarım.

ikinci dönem ise derslerden kalmasam iyi, çünkü pazar günleri günde 8 saat genel provada olacağım.

böyleyken böyle. bensiz çok sarhoş olun çok eğlenin. sonra gösterimi izlemeye gelirsiniz.
fedakarlık azizim. bir gün 24 saat bir hafta 7 gün yapacak bir şey yok.