29 Mart 2010 Pazartesi

ekrem talu

sınıf ya 4 ya 5, din dersinde "imanın şartları" öğretiliyor, herkes imamın şartları anlıyor, sınavda sınıfın yarısı öyle yazıyor.
sınıf, eğer varsa öyle bir şey, 13, okuduğum kitap kan ve iman, yazarın hayatını okuduğum site eserleri kısmına yazmış, kan ve imam.

25 Mart 2010 Perşembe

film metini

bir şiir yazmak istiyorum, çok şey söylüyormuş gibi görünüp hiçbir şey söylemesin istiyorum ve herkes "şair bu eserinde" ile başlayan cümleler kursun da kimsenin aklına bir şey söylemediği gelmesin istiyorum.

23 Mart 2010 Salı

lipton icetea limon

supercritical fluid'e 3. defa falan supersonic liquid dedim ama hala kimya yan dal yapmakta ısrar ediyorum.

18 Mart 2010 Perşembe

fman 1099

bir daha c.k. Atatürk'e "musti" dediği zaman gülmeyin olur mu, yapmayın bunu.
farkında değilsiniz ama suratınıza bakarak biri değer yargılarınızla dalga geçiyor ve tam olarak bu yaptığınızı istiyor.

ha, komik olduğu için değil de ideolojiniz o yönde olduğu için güldüyseniz, çok saygı duyar, önünüzde eğilirim, c.k.'ya beslediklerimi size de beslerim; ama amfinin 99/100'ünün Atatürk karşısında İsmet İnönü'yü savunduğuna, onu geçtim aralarındaki farkı bildiğine inanmıyorum, üzgünüm.

edit: yoo hayır, üzgün falan değilim.

16 Mart 2010 Salı

taylor amca

odada olmayan oda arkadaşıma msn'den mesaj attığımda arkamdan msn mesaj sesi gelmesi, inanamayarak bi mesaj daha atıp olayın kesinleşmesiyle gülme krizine girmem..

acilen lenslerime ihtiyacım var. doktor, duy beni.

14 Mart 2010 Pazar

tatarcık

bilmiyorum,
belki de benim artık eskisi gibi sinirli bir insan olmamam, yeterince çok sinirlenmiş olmamdan kaynaklanıyordur. yani o kadar çok tahammül edemediğim şey görmüşüm ki, şimdi o şeyleri tekrar gördüğümde yadırgamıyorum, "olur öle ya" deyip hayatıma kaldığım yerden devam ediyorum.
yani artık bir insanın yaptığı bir şey çok ender sinirlendirebilir beni, gerçekten, örneğin bi adam yolun ortasında durdukyere küfretmeye başlasa bana, muhtemelen daha az şaşırırım bir hemstır'ın elimi yalamaya çalışmasından.
bu yüzden ikeadanalınmışkırmızıçamaşırsepeti, bana sadece "abi salakkızınteki işte hadi gidip bırakalım yerine, ben alırım size bi tane" dedirtti. haksızlığa gözyumabilecek bir yapım olduğundan değil, kendi seviyemde görmediklerimle savaşmak için çok yorgun olduğumdan. benden üstün gördüğüm insanlar da bu kategoride, aman yanlışlık olmasın.

11 Mart 2010 Perşembe

edit

ikeadanalınmışkırmızıçamaşırsepeti artık bir komedi unsuru değil.

çukulatalı puding

yiğidi öldür, hakkını ver. gerçekten.
yaşanmışlığa yaşanmışlığın hakkını vermek gerek, dikkat, insana değil, yaşanmışlığa. insana da ver tabii verebiliyorsan, almak istiyorsa. ben vermek istiyorum ama bazen bunu nasıl yapacağımı bilemiyorum sanırım.

ya o diil de ben buraya bunu demek için gelmedim ki.

atları çok seviyorum, özellikle yağız'ı. dün binerken giydiğim montun üzeri hep tüyleri olmuş, ellerim hala o kokuyor, yok şaka geçti 8 kere yıkayınca, ama kanlı canlı bir hayvana binebiliyor olmak, evet binebildim!, o kadar güzel ki. yüzeyselim, evet. pazar günü de beykoz barınağına gidiyorum, geçen sefer 3 köpek üzerimdeydi, bakalım bu sefer neler olacak. kampüste de bir kedi var acıkınca oda kapımızın önünde cığlık atıyor, dikkat, miyav falan değil bayağı bağırıyor. öyle işte.

"almanlar yenilince biz de yenilmiş sayıldık" kısmına haftaya salı geliyoruz, çok heycanlıyım!

eskiden sadece yarışmalara yollamak için öykü yazıyordum artık onu da yapmıyorum.

meksika içeceği/arpa suyu/ikeadanalınmışkırmızıçamaşırsepeti bence komedi unsurları.

1 aydır görmediğim bir insan bana dedi ki: "burcuuu çok şişmanlamışsın ama yakışmış iyi olmuş," arkadaşım, bir cümle içinde iki yalan söylüyorsun.

9 Mart 2010 Salı

legitimacy

bu sabah makyajımı silip derse gittim, akşamdan kalmalığın son noktası olabilir bence.

7 Mart 2010 Pazar

klorhex

son blogumun 3 nedenle bitmesi, ondan önceki iki blogumun da nedenle başlaması, bana neden hayatı sorguladığımı sorgulattırdı.
peh.

6 Mart 2010 Cumartesi

yurt odasında derece olan insan

gerçekten artık hasta olmak istemiyorum, lütfen...

yemeğimi yiyorum, üstümü kalın giyiniyorum, hergün vitamin bile alıyorum, neden neden neden...

4 Mart 2010 Perşembe

yusufyusuf

neden elif şafak'ın "aşk" kitabının ingilizcesinin adı "40 rules of love" ? Homer'de görüp, "hayır, bilmediğim bir elif şafak kitabı yok hayır, haayıııır" psikolojisini bana sabah sabah yaşatmasını geçtim, pride and prejudice'in aşk ve gurur olarak çevirilmesinden farklı bir nedeni olduğunu umuyorum.

kitap zaten ingilizce yazılmış, bunu düşünürsek kitabın gerçek adı aşkın 4o kuralı. neden sadece aşk? çok satanlar listelerinin isim satırlarına sığmaz diye mi yoksa "ben aşkın kitabını zaten yazdım yazılmışını okumam" diyecek Türk insanı için mi açıkçası çok beyin fırtınası yapmadım ama altında bir neden yatmadığını umuyorum, sezgilerim bana öyle demiyor, elif şafak'ı tanıyorum.

bir tarih altında birleşen bloglar topluluğunu sevmediğimden buradan sonrası tamamen farklı bir yazı. tikkat.

sabah 5te kalkıp ders çalışmak için 12 gibi yattım. rüyamda oda arkadaşım ceren'in arkadaşı, aynı zamanda benim liseden arkadaşım burcu'nun gece bizim odaya geldiğini ve bizde kalacağını gördüm, 5te saatimle uyandım. "Ne acayip bi rüyaydı ben niye Burcu'yu gördüm ki rüyamda kaç aydır görüşmüyoruz" dedim. 3 saat masamda ders çalıştım, ceren'le aramdaki mesafe taş çatlasın 2 metre.

2 derse gittikten sonra odaya geldim, selin ve ceren uyuyorlar, mügenin yatağı boş ve biri duş alıyor. oturdum bu blogu yazmaya başladım, 5 dakika sonra tuvaletin kapısı açıldı ceren "hoş geldin" dedi. 3 saniyelik bir duraklamadan sonra bakmadan ceren'in yatağını göstererek "O KİM?!" dedim, "Burcu" dedi.

şimdi ismin Burcu olması zaten bir nebze korku faktörü çünkü sene başından beri "bi gece tuvalete kalksan döndüğünde kendini yatağında bulsan ehuhe" muhabbeti dönüyor odada. Ben buradayken karşı yataktakini sorunca Burcu cevabını almak bir korku filminde aksiyon sahnesinden 4 saniye öncesi. ayrıyetten ben gerçek sanarak rüyamda anneme "anne sana yalan söyledim ben bugün okulda öğle yemeği yemedim" demiş insanım ama hem 8 yaşındaydım hem annem ders çalışmayınca değil de yemek yemeyince kızan bir anne hem de 40 derece ateşle havale geçirmeye yakındım bunu yaptığımda. yaş 18, nerdeyse 19 ehue, ben hayatımda ikinci bir kez rüya-gerçek ayırımını yapamadım.

üstelik bir blogu da toparlayamadım, bağlayamadım bir yere, ne diyelim, küt? (ç)alıntı. from mmt.

3 Mart 2010 Çarşamba

mourning this morning

neden artık sabahları uyanamıyorum.. gerçekten bıraksam kendimi bütün gün uyurum..

2 Mart 2010 Salı

kesme şeker

hiçbir zaman "herkesin yetenekli olduğu bir şey vardır, iş onu bulmakta" hurafesine inanmadım ama her şeyde benim kadar yeteneksiz kimse yok zannımca.
baleye 15 sene gittim diyorum her delik bulduğumda, gurur duyuyorum çünkü, ama ne kadar iyi yaptığımla değil, bu kadar kötü yaparken devam etmemle. nitekim bırakmamın da kötü yapışımla ve sıkılışımla alakasız olması beni mutlu eden bir faktör.

neyse ya uzatmayacağım konuya giriyorum karnım aç,
hayvan sevgimden mütevellit merak saldığım binicilikte de ziyadesiyle sıçtım. bir kere ata ne kadar şevkatli yaklaşsam da, ne kadar sevsem de onu, eminim benden daha çok sevmiyordu hayvanları orada, kadının mütemadiyen "altındaki kütük değil" demesi, her seferinde üzengilerin üzerinden sıçrayarak kadına bir uçan tekme atma dürtülerime engel olmama neden oldu. işte ne bileyim "senin de biraz çaba göstermen gerekiyor" lar, "aağaa kasma kendini noldu korkuyor musun ehuhe"ler, attan soğutamadı beni tabii ama ata binmekten soğuttu daha ilk seferinde. devam edeceğim yani o kadar da değil ama; o kadına düşmemek için ne gerekiyorsa yapacağım.

olur ya, bir gün herhangi bir şeyin hocası olursam, söz veriyorum kimseyi o şeyden soğutmayacağım.
amin.