6 Aralık 2014 Cumartesi

medeniyet canavar diil ki hic

az once garda sakin sakin trenimi bekleyip bir yandan da birbirine kor dugum olmus kulakliklarimin kablolarini cozmeye calisirken sagimdan bir cismin yaklastigini farkettim. ben herhangi bi harekette bulunamadan 1.80 boylarindaki hatun yanindaki arkadasina donmus konusurken beni, muhtemelen gorece olarak epey ufak oldugumdan, farketmedi ve gercek anlamiyla uzerime cikti. Sonra ben dusmeyeyim diye beni tutmaya calisti ben o dusmesin diye onu tutmaya calistim sanirim cok cok sacma bi goruntu cikti ortaya. Ben kahkahalarla gulmeye basladim toparlandiktan hemen sonra, kiz da benim guldugumu gorup kopmaya basladi ama bi yandan da ozur diliyo cilginlar gibi, ben de yok yok nolucak onemli diil diyorum. allahim dunyanin en komik seyiydi hala guluyorum ahahaha.

edit (11.01.15): simdi bunu okuyunca aklima su geldi cem adrian dinlerken guldum tobe estafrullah..
https://www.youtube.com/watch?v=j_5wMR5ubXY

25 Kasım 2014 Salı

Turkiye'de, Istanbul'da yasamak, sehirle ilgili bir mutluluk aninda "buranin da agzina yakinda sicarlar ki" duygusunu hissetmeni gerektiriyor. Haliyle de bu duygu tum hayatini ele gecirmeye basliyor. Benim boyleydi. "Mutluysan merak etme, yakinda gecer" diye bi rozet yazisini hayat mottom yapmistim, iyi hissettigimde aklima getiriyordum ki sonra daha cok uzulmeyeyim.

Burasi guzel, oturmus durmus, guzel seyler yok olmuyor. Dolayisiyla hayatimdaki guzellikler de buyuk cogunlukla sabit kaliyor, canimi sikan seyler azaldikca.

9 Kasım 2014 Pazar

ben aslinda buraya icimi dokmek, cok anlamli cok duygusal bi blog yazmak icin geldim ama onun yerine icimden su parcayi soyleyip duruyorum sayfayi actigimdan beri:

Buralara yaz gunu kar yagiyor canim
Olene kadar seni bekleyemem
Ona buna benzemem, oyuna gelmem
Senin icin olmeye soz veremem.

Buralara, buralara buralara, buralara....

4 Kasım 2014 Salı

yine nostalji

2 yaz once evime bi posta gelmisti, zarfin agzi kapanmamis bantlanmis. Gorur gormez icinde ne oldugunu biliyordum, kabul mektubunun elektronik hali daha hizli seyahat ediyor. Baktim mektuba guldum, koskoca tip universitesinin kabul mektuplarini postaladigi zarfa bak amk agzi bantlanmis diye.
Bugun transcriptlerimi almaya bolum kordinatorunun odasina gittim, basmis hepsini imzalamis. Zarfa koyup agzini damgalayabilir miyiz dedim, oyle istiyor bazi okullar. Tabii ki dedi, zarflari cikardi.
"I was accepted with those envelopes..." dedim, "Haha yes, but the bad thing about these is that you have to tape them to be closed :/" dedi.
"I know." diyemedim.

26 Ekim 2014 Pazar

keske baska bir yerden olsaydi

Butun sabah su cumlenin nerden oldugunu hatirlamaya calistim, Munih'ten Berlin'e, evime, gitmek uzere havaalaninda beklerken:
“Evimi ozledim ama evim neresi bilmiyorum."

Asmali Konak......

23 Ekim 2014 Perşembe

oha nerden nereye

tunelin sonunda bir isik oldugunu biliyorsan tunel yolculugu da guzel. cunku berlin yine bok gibi sogudu ama bu sefer biliyorum ki nisanda yine kuslar otecek.

14 Ekim 2014 Salı

son 3 gunde,

- dus lifine sac kremi koyup kopurmuyo diye sinirlendim,
- bir elimde peynir diger elimde tabak varken tabagi buzdolabina koyup peyniri rafta biraktim,
- kahve makinasina su koymayi unutup neden kahve yapmadigini anlamaya calistim.

bence benim biraz tatile ihtiyacim var.

8 Ekim 2014 Çarşamba

6 sene?


“Koku alma duyusu çabuk yorulur. Bir süre aynı koku alınırsa, belli bir süre sonra bu koku hissedilmez olur. Ancak değişik bir koku verildiğinde bu konu hemen ayırt edilebilir. Koku duyusunun yorulması, insanı kötü kokulardan koruyan küçük bir sigortadır.”
Alışmak, sürekli aynı uyarana maruz kalmaktır, zamanla uyuşmak, hissetmemek ve kabullenmek. Yaşama uyum sağlamaktır basitçe, anormali normak yapmaktır beyinde.

Çocukken ne çok değer yüklüyoruz her şeye, bir tutam saça, bir oyuncak bebeğe... Ne çok seviyoruz her şeyi, ne çok şaşırıyoruz. Ölen bir muhabbet kuşunun ardından günlerce ağlıyoruz, arka bahçeye gömüyoruz annemizle, su kabını da anıt niyetine dikiyoruz tepesine. 15 yıl sonra ise her şey tekdüze, bir düzen var oturtulmuş ve sorgulanmamış. Yada sorgulanmış da, harekete geçilememiş, inanılmış, rafa kalkmış. Büyüyünce her şey ne kadar basit, her gün kaç tane trafik kazası görüyoruz evimizde otururken, kaç ölüm haberi alıyoruz... Ölen balığımızı da tuvalete atıyoruz işte aynı soğukkanlılıkla, sifonu da çekiyoruz üzerine.

Yani o çocuk halimizden daha mı güçlü oluyoruz ölümleri yaşayıp da ağlamadığımız zaman? Yoksa sadece alışmış, çok görmüş ve acıya direnç kazanmış mı?
Montaigne alışkanlık için “başlangıçta kuzu gibi sevimli, alçakgönüllüdür; ama, zamanla, oraya yerleşip kökleşti mi, öyle azılı, öyle amansız bir yüz takınır ki kendisine gözlerimizi bile kaldırmaya izin vermez” der.
Oysa alışkanlık, burnumuzun bir süre sonra aynı kokuya duyarlılığını yitirmesi gibi bir adaptasyondur insanın sonradan geliştirdiği. Yaşamı çekilir kılandır.
Alışmak unutmak değil, gerçek olmaktır.

burcu
23/5/2008

23 Eylül 2014 Salı

bugun labda journal club vardi ve cokbilmis, surekli bir seylerden sikayet eden ve beni hic sevmeyen doktora ogrencisinin yaninda oturuyordum. konu cok hosuma gitti, hoca bi noktadan sonra ders gibi anlatmaya basladi ve ben de kaptirip 2 sayfa not aldim. sonra yanimdaki doktora ogrencisinin gozlerini notlarimi okumaya calisirken yakaladim. simdi kadini tanisaydiniz cok gulerdiniz aslinda.

18 Eylül 2014 Perşembe

Mayis 11, 2013. Belli ki labda sikilmisim.

"Bu western blottingin de sonuna gelmek uzereyiz, secondarydan onceki son yikama. Kopruden onceki son cikis, legen-dary.
Cok eski arkadaslarla vakit gecirmek ve cok yeni arkadaslarla vakit gecirmek cok farkli, fakat ya bir gun o cok yeni arkadas cok eski bir arkadas olursa?
Karnim agriyo midem bulaniyo basim donuyo ben hala labda oturuyorsam beni alsalar ipe koysalar dayanamaz yurek kadere sarsalar.
Annem bana “anneler gununde ne yapacaksin?” diye sordu.
Keske, keske yaptigim tum kotulukleri silebilsem simdi. En azindan kendi hafizamdan. Lise yilliklarimi okudum, bir arkadasimla kavga etmisiz ondan bahsetmis, hayal meyal hatirliyorum ama sebebini biliyorum ki bir daha hic hatirlayamayacagim."

Neyse ki artik labda Western yapmiyorum.

18 Ağustos 2014 Pazartesi

iki sim karti, iki ev anahtari, iki kimlik, cuzdanin iki farkli kisminda iki farkli para birimi, iki dil, bir bavul.
ben yine gidiyorum.

6 Ağustos 2014 Çarşamba

ozur dilemekle ilgili hicbir problemim olmadi olmuyor, eger hatanin bende oldugunu o an gorebiliyorsam ozur diliyorum, kendimi kucuk veya asagilanmis hissetmiyorum. hatta bazen cok sevdigim insanlar kucuk seylere takildiklarinda yaptigimin yanlis oldugunu dusunmesem bile o sirada onlari mutlu etmek icin de ozur diliyorum, bu da rahatsiz etmiyor hic. yapamadigim sey, yanlisin kendinde oldugunu bilmesine ve karsisindakine bunu bildigini belli etmesine ragmen ozur dilememekte direten, "ama sen de soyle yapmistin" diye 'backfire' eden insanlara herhangi baska bir zamanda ozur dilemek. o insanlara ozur dilersem kuculecekmisim gibi hissediyorum icgudusel olarak ve ben de sorunlari o anda kucuk bi "pardon ya gozumden kacmis"la cozmek yerine cirkeflesiyorum. ben cok guzel cirkeflesirim.

kissadan hisse: ozur dilemek cok guzel bir sey. eger ozur dilemeyi ogrenmezseniz herkese cok guzel ozur dileyebilen insanlar size ozur dilemek istemez ve her probleminiz bok gibi anlamsiz anlamsiz buyur.

13 Temmuz 2014 Pazar

aa delirdi.

cok sacma olacak, boyle bir sey soyleyecegimi hic dusunmezdim ama; yaptigim isi cok cok seviyorum ve gelecegim hakkinda asiri heyecan duyuyorum. 15 saat sonra raporum bitti ve ben yorgunluk/bikkinlik yerine icimde kocaman bir heyecanla yataga giriyorum sabahin 4une yaklasirken. oyle ki hala uyumamak, kalip daha cok makale okumak istiyorum.
umarim bircok insan benimle ayni duygulari hisserek yataga giriyordur simdi, hayatimiz boyunca yapacagimiz is hakkinda midede kelebekler ucmasi ve ne olursa olsun o isin hayatimiz boyunca bizimle her yere gelebilecek olmasi cok heyecan verici.
tatilim su an ama; pazartesi yine de ise gidecegim, kalan seyler var cunku. bitirmezsem icim rahat etmeyecek.
merak etmeyin, bence de cok sacma.

iyi uykular.

29 Haziran 2014 Pazar

ya bunu dile getirmemek icin aylardir kivraniyorum ama:
pardon bok mu var da 20 yasinda evlenmeye basliyosunuz?
23 yasinda ben, "birak evlenmeyi, bence dugune gidip ceyrek altin takmak icin bile cok gencim."

9 Haziran 2014 Pazartesi

alakasiz

Merhaba.

-Ben Berlin'e geldigimde yasadigim her seyden tiksiniyordum, havanin erken kararmasindan, soguktan, kimsenin Ingilizce konusmamasindan, derslerin zorlugundan, evin 4. katta olmasindan ve asansor olmamasindan... Meger aslinda butun isyanim ilk lab rotasyonumdaki orospu cocugu supervizorumeymis a dostlar. Adam bana her bagirdiginda ben hayatimdan tiksiniyordum, labdaki kimse benimle konusmazken, yapayalniz gecmis yuzyildan kalma tekniklerle deneylerimi yapmaya calisirken Berlin'den de bilimden de soguyordum. Gectigimiz pazartesi yeni labima basladim. Herkes pozitif, hocam espriler yapip guluyor, labdakiler hep ingilizce konusup oglen yemeklerini beraber yiyor, Turkce dedikodu yapacagim ogrenciler bile var, asiri mutluyum derken Cuma gunu departman ogrenci sunumu oldu ve sunumu yapacaklardan biri bizim labdan Amerika'li bir cocuktu. Kendisiyle munasebetim "merhaba-merhaba" dan bir adim oteye gitmemisti, 20 kisilik lab. Cuma sunumuna gittik toplucana, 200 kisi kadar vardi, sunumunu yapti, son slide'da tum labin kadrosunu yazmisti, ve ben de vardim. Eski labinda 3. ayin sonunda zar zor kahve icmeye mutfaga cagirilacak(onda da almanca konusuyolardi zaten) kadar kendini kabul ettirmis benim, 5. gunde, cocuk o kadar sunum stresi sirasinda, merhaba'da daha fazla bir muhabbet etmedigi yeni gelen rotasyon kizinin ismini eklemeyi unutmamisti. Gozlerim doldu. Sunum sonunda cocuga cok gulumsedim herkes tebrik ederken, tebrik etmeye utandim, sadece cok gulumsedim. Hos geldim.

-Bu biraz eskinin konusu fakat kaynamasina icim elvermedi: Soma katliamindan sonra bahar aylari olmasi sebebiyle de olacak epey etkinlik vardi ve neredeyse 3 haftalik surecte olan her sey ertelendi/iptal edildi. Ulusal yas cercevesinde cok mantikli bir eylem tabii ki icilecek/eglenilecek etkinliklerin iptali, olenlere saygi/yakinlarina anlayis acisindan; fakat benim bir problemim var bu konuyla ilgili. Ornek olarak olaydan yaklasik 2 hafta sonra Reina bir parti duzenledi ve tum geliri Soma'ya bagislayacagini acikladi, bunun uzerine twitter'da adamlarin bi analarina kufredilmedigi kaldi. Elbette hepimiz cok uzgunuz/kizginiz/daha oha ne yapacaklar diye korkuyoruz ama hayatimiza da devam ediyoruz insan yapisi geregi. Babamiz bile vefat ettiginde 1-2 hafta sonra eski yasamimiza kaldigimiz yerden devam ediyoruz icimizdeki boslukla. Bizden uzaktaki insanlarin katliamina da tabii ki cok buyuk tepki gosteriyoruz ama hepimiz pazartesi olunca yine ise/okula gidecegiz iste. Adamlar kalkiyor ve gecenin tum hasilatini (Reina'nin gecelik geliri muhtemelen herhangi toplanacak bir yardim kampanyasinin fersah fersah ustundedir) Soma'da babasini/abisini/esini kaybetmis insanlara yollayacaklarini soyluyor, sen onu igrenclikle, beyinsizlikle, terbiyesizlikle sucluyorsun. Reina boyle bir katki yapmasa da acacak o kapilari, daha bile az insan girecek iceri ve icecek o shotlari, senin haberin bile olmayacak aslinda. Ayni sekilde, universitemin bahar senligi de eylul ayina ertlendi. Cok yakindan olmasa da biliyorum nasil bir emekle, nasil bir ozveriyle hazirlanildigini o 2 kucucuk gune. Kac kisi derslerinden/ozel hayatlarindan kisti bu organizasyonu yapabilmek icin. Tabii ki insan hayatindan onemli degil, ama atiyorum, bilet fiyatlarina 10 tl zam yap, o 10 liranin Soma'ya gidecegini soyle, bir de yardim masasi kur isteyen daha bile fazla yardim yapsin, yine ortalama bir yardim kampanyasinin uzerinde bir miktar elde edersin, git gotur yardimi gercekten yaptigini da kanitla. Belki de ben insan degilim ne bileyim. Cok daha mantikli bunlar bence.

30 Mayıs 2014 Cuma

tenturduyot

Telefon acip "Anne ben su an evden cikiyorum caddeye gidiyorum, bu arada tütü (kedi) bana saldiri duzenledi her yerimi parcaladi hayvanokuzu" dedigimde literally yol ustunde elinde tenturduyotlu pamukla gecmemi bekleyen, ayakustu pansuman yapip oyle yollayan canli annedir sanirim sadece.

yani tabii ki is yeri yol ustunde ve tanturduyotlu pamuk bulunmasi gereken bi muessese, ama, yine de.

ps. kediler bazen taranmaktan cok keyif alirken bazen almayabiliyorlarmis, aa sen cok seviyodun taranmayi niye kaciyosun kacma, bak senin de hosuna gidecek dememek, zorlamamak lazimmis.

ps2. tenturduyot boyle yazilmiyor olabilir. benboyleyazdim.

21 Mayıs 2014 Çarşamba

CLOCK

herkesin bir biyolojik dongusu varmis, bunu size anlatayim diye "circadian clock"u tureng'e yazdim turkcesi ne diye, soyle bir screenshotim oldu:
Evet circassian chicken, veya canadian hemlock. butun hevesim icime kacti.
neyse biyolojik saat, biyolojik dongu olur bunlar hep. "mid sleep" dedigimiz sey (allahaskina bunu da turengletmeyin korkuyorum), isimiz olmadigi atiyorum 1 ay varsa, icten gelen yatma-kalkma saatinin tam ortasi. Insanlarda ortalamasi 4 olan ve gaussian distributionsal bi dagilim gosteren (allah benim belami verecek) bu saat bende 8 arkadaslar. yani anneannemin cocuklugum boyunca soyledigi "aksam olur yatmak bilmez sabah olur kalkmak bilmez" sahane bi tespitmis, baya benim biyolojik saatim buymus yani. molekuler tip okumayarak bunlari hep kaciriyosunuz siz.
neyse asil soyleyecegim seye geleyim, bircok calisma gosteriyormus ki, biyolojik saate uyulmamasi kanser basta olmak uzere bircok cevresel faktorun etkili oldugu hastaligi tetikleyen bir faktormus. Hani duzensiz yasam diyoruz ya gece yasayanlara, meger o da onlarin duzeniymis, hastaliga falan sebep olmazmis. ote yandan, 6 yasimdan beri 12de yataga girip zorla uyutulan (bi noktadan sonra kendi kendime yapmaya basladim tabii ki) sabah 7 olunca da yataktan kazinarak kalkan ben, bildigin duzenli yasayarak kendimi olduruyormusum. insan hic mid-sleep'inde kalkip okula gider mi. siz sabah 4te kalkip okula gidiyo musunuz. 

ya ben buraya baska bisi anlatcaktim aslinda, pardon cansu konu kaynadi ben simdi derse doneyim, soz anlatcam digerini de bu aralar.

17 Mayıs 2014 Cumartesi

nothing to do here.

ben zamaninda, hala "insan severken", amerika'da turk bi amcayla rast gelmistim. bi sure muhabbet ettik, sonra "ne is yaptigimi" sordu, biyomuhendis/molekuler tip/iste hastaliklara ilac gelistiriyoruz amca tadinda bi aciklamadan sonra turkiye'de nerelerde calisabildigimi sordu, uzatmamak adina, e biraz da dogru oldugu icin, turkiye'de is imkanin az oldugunu soyledim. bana soyle demisti: "turkiye'nin bir problemi de bu, ihtac olmayan alanlarda adam yetistiriyo, simdi seni yetistirdi de nolucak, bi ise yaramicaksin ulkende, mesela bi doktor olsaydin, bi avukat olsaydin..."

turkiye'nin bir problemi bu mu gercekten.

'Muhafazakarlaşma nedeniyle erkek jinekologlar iş bulamıyor'

[...]
Prof. Dr. Karateke, özellikle 40 yaşın altında olan, üniversite ve devlet hastanelerinde görev yapan hekimlerin meslekteki saygınlıkta ciddi bir düşüş yaşandığından şikayet ettiğini belirtti. Anketteki önemli bir sonucun da doktorların yüzde 68,5'inin çocuklarının doktor olmasını istemediği olduğuna dikkati çeken Prof. Dr. Karateke, "Hekimlerin yüzde 85'i sağlık politikalarını başarısız buluyor. Bu doktor arkadaşlarımız mesleğin saygınlığının azaldığını, mesleki gelişmelere yeterince yatırım yapılmadığını ve doktor ile hasta arasında ilişkinin bozulduğunu belirtiyor. Ayrıca meslektaşlarımızın yüzde 80'e yakını mesleğini yaparken kendini savunmasız buluyor. Büyük çoğunluk kanunlar çerçevesinde kendini güvensiz hissediyor.

http://www.radikal.com.tr/saglik/muhafazakarlasma_nedeniyle_erkek_jinekologlar_is_bulamiyor-1192576

16 Mayıs 2014 Cuma

bir procrastination bicimi olarak kafayi bir seylere takmak, kendini suclamak, tirnak kesmek, 3 yil once olmus bi olaya uzulmek, biraz daha kendini suclamak, oje surmek, cami acmak.

15 Mayıs 2014 Perşembe

güldüm

"kiz master'a mi kabul olmus allah belasini mi vermis belli degil, yillik 40bineuro mu ne istiyolarmis"

2 Mayıs 2014 Cuma

Efes

Dun 1 Mayis'ti ve hem universiteyi hem de liseyi beraber okudugumuz ama neredeyse hic okulda beraber zaman gecirmeyip hep disarida bulustugumuz bir arkadasim 2 arkadasiyla daha Berlin'deydi. "Kreuzberg'de kutlama varmis ona gidiyoruz" cumlesi tehlike sinyallerini uzun suredir veriyordu ama kismet deyip kalktim gittim.

O kadar o kadar kalabalikti ki bi noktada koca caddede yuruyecek yer kalmamis, insanlar tren olmus oluklar halinde tek sira tek sira bidi bidi ilerliyorlar. Arkadasim omzumdan tuttu ben de bir oluk buldum akan, tutturduk gidiyoruz. Daha sonra oluk tikandi. Nefes alamiyormusum gibi hissettim, her tarafimda INSAN var hava sicak ve sikismisiz ilerleyemiyoruz. Ay cocugun ismini soylemicem diye sekilden sekile girdim, Ahmet olsun hadi.

"Ahmet" dedim, "Sen de hic bu aralar 'I am too old for this shit' diyor musun boyle durumlarda?" fakat daha cumlemi bitiremeden bir amcayla gozgoze geldim, sag caprazimda burnumun dibinde, 40larinda, kollarinda 20lik kiz arkadasi, soyledigimi duyup gulumsedi. Once Turk sandim cunku "KREUZBERG MERKEZI" yazili binadan cok uzakta degildik, o yuzden gulumseyip "Merhaba" dedim ama o sirada Ahmet benim bu etkilesimimi farketmemisti ve BIZDEN DAHA YASLILAR VAR BURDA YA dedi. Amca yuzume bakip bir sey demeden gulumsedi.

O sirada oluk acildi ve amcalar diger tarafa akan trende olduklari icin hikaye burada mecburen sonlandi. Adam Turk'tuyse ve her seyi duyup anladiysa bir turlu, yabanciysa ve sadece "I am too old for this shit" i anladiysa komple baska bir turlu. Tek bildigimse, I am really too old for that shit.

12 Nisan 2014 Cumartesi

daha ne kadar kuculteceksiniz peki bu sim'i?

Ilk iPhone'umu bundan 3,5 sene once, cok sevdigim, sarji 15 gun dayanan Panasonic telefonum aniden bozulunca ani bir kararla almistim. Alirken demislerdi ki "yanniz buna kucuk sim lazim keselim mi sim'inizi?". Alin kesin dedim delgec gibi bi aletle kestiler, o calisti 1 yil oyle.

Asagi yukari 1 yil sonra telefonum ani bir kararla "sim takili degil" veya iste o lafin muadili neyse onu soyledi bir sabah. Tobeestafrullah burda iste al taktim desem de pek ise yaramadi. Baska birinin sim'ini kacirip taktim, telefonda problem yok. Turkcell'e gittim bu sefer, dedim ki bunu kestilerdi bu calismiyo simdi. Adam suratima boka bakar gibi bakip "Bunu boyle kesiyolar bu calismiyo bak cipinin yarisini kesmisler nasi calissin bu boyle" deyip azarladi. "EAA calisti bu boyle 1 yil" dedim, "Calismaz bu boyle" dedi. Iyi senle mi ugrasicam deyip yeni MAKRO sim'imin parasi neyse verip ciktim. 2,5 yil daha sim kartimla ilgili bir problemim olmayacakti.

Gecen ay Berlin'den Istanbul'a gelirken bavulumu 15 dakikada yaptigim icin ev anahtari, lens suyu ve turkcell hatti gibi en onemli seylerden hicbirini yanima almayarak kendi kulvarimda bir rekora imza attim ve babamin yapmasina firsat vermeden "evet kendimi de unutsaydim" esprisini bizzat yaptim. Anneannemin anahtarini 5 gunlugune odunc calip annemin lens suyunu kullanirken kimsenin hattini kullanamayacagim icin bir turkcell bayisine gidip yeni kart istedim. MIKRO MU NANO MU gibi bi soru yoneldi. Elimdeki telefonu adamin gozunun icine bakip iki yana hizli bir sekilde salladim, adam kendinden emin bir sekilde sim'imi uzatti. Parasi neyse (20 tl) verdim ciktim.

Artik bu iPhone yuruyen merdivenlerden yuvarlanip, ranzadan yere kafaustu dusup, yaribeline kadar tuvalet suyuna bandiktan sonra haliyle biraz problem cikarmaya basladi, ben de gecen ay 3,5 yasindaki iPhone'umla vedalasip yeni bir iPhone almaya karar verdim. Satis esnasinda gereksiz samimiyet kurdugumuz abi mi adam mi artik insan kisisi bana NANO sim'in var mi dedi telefonu aldiktan sonra, ben de 3 gun onceki gibi telefonumu iki yana salladim, yok o MIKRO dedi, kesiim mi mikro sim'ini dedi. Deja vu olurken "kes" dedim, 1 yil idare etse kardir bi daha gidip sim mi alicam. "Ama calismayabilir, bi de sim'in eskiyse onu da kesemem mesela" dedi, "valla sim 3 gunluk epey yeni, calismazsa da canin sagolsun" dedim, kesti calisti. Bu sirada Alman hattim hala MIKRO oldugu icin onu eski telefona, turk hattini NANO oldugu icin yeni telefona taktim. Memleketime (Berlin) dondum.

Berlin'de de O2'ye gidip NANO bir Alman hatti edindikten (ucretsiz) sonra MAKRO Alman sim'im bloke oldu fakat Turkiye'ye gelirken yanima almayi unuttugum Turk MAKRO sim'imi bulamiyordum. Neden bilmiyorum bloke olan sim'i de "belki lazim olur" diye atmadim. Dolayisiyla elimde birden 3u calisir 1i bloke 1i de evin icinde kayip halde 4 tane sim karti oldu. Bu cok fazla sim karti demekti. NANO alman hattini yeni iPhone'a taktim, NANO turk hattimi eski telefonuma takmak istedim ama eski telefonum MAKROydu ve O2den verilen NANOyu MAKRO yapma aparati, sim karti telefon adami tarafindan yamuk kesildigi icin kullanilamiyordu. NANO sim'imi oda sicakliginda muhafaza etmeye karar verdim.

Ve gunumuze kadar geldik. Bugun bavulumu yapmak icin 15 dakika degil tam 1 saatim vardi fakat bu zaman diliminde sarhostum: gecen seferkinden iyi oldugu kesindi cunku yedek lens unutmus olsam da lens suyu ve anahtarlari eksiksiz bir bicimde yanima almayi basardim. Oyle ki, turk hattimi yanima almayi bile hatirladim ve cuzdanima koydum. Ucak yere indiginde cuzdanimi cikardim, telefonumun kabini cikardim, kupemi kulagimdan cikardim, kupeyle sim karti girisini actim cuzdanimdan turk sim'imi cikardim ve turk sim'im olmasi gerektiginden buyuktu. Boylece MAKRO turk hattimi bulmus oldum. Ama eski telefonumu Berlin'den biraktigim icin MAKRO bir hat hicbir isime yaramiyor su an. Yarin parasi neyse verip (zam gelmediyse 20 tl) bir NANO turk sim'i satin alacagim. Boylelikle 5 adet sim kartim olacak.

Buraya kadar okuduysaniz gercekten sizi seviyorum. Cunku bence cok ilginc bir hikaye degildi.

3 Nisan 2014 Perşembe

ask

Baharda bu kadar guzel olacagini bilseydim Berlin, seni sevmeye kistan baslardim.

bu da benim yasadigim sehirle romantik iliskimdir. aklima "ben takim tutmuyom yea, Fenerbahce benim icin napti ki ben ona bu kadar zaman ayiricam" dedigimde kuzenimin "gercek ask karsiliksiz olandir burcu.." dedigi an geldi simdi de.

gercek ask gercekten karsiliksiz olandir sdfdd.

20 Mart 2014 Perşembe

ilkokul 2. siniftaki beden egitimi hocam ilkokul 5. siniftaki beden egitimi hocamla evlenmis, ortaokul 2. siniftaki beden egitimi hocam ogretmenligi birakip dj olmus, lise beden egitimi bolum baskani ilkokuldaki bas sekreterle evliymis ve butun lise hayatimda platonik duygular besledigim teknisyen abi gecen gun sevimli bi hatunla evlenmis.

lutfen biri gelip facebook'umu kapasin. cok zor durumdayim.

14 Mart 2014 Cuma

this announcement...

Lisemde benden nefret eden cok buyuk cok populer bi kitle vardi, ben de onlardan nefret ederdim zaten de, yemek alirken arkamdan "orospu" diye bagirilmasini, daha bebekken anneme muayene olmus adamlarin facebook'ta benden "o mal kari" olarak bahsetmesini yine de haketmiyordum. Yine de kimseye oturup onlari sikayet etmemis ve yuzume hakaret edilip tahdit savrulmadikca arkalarindan konusmamistim. Daha sonra hep guclunun yaninda duran mudur yardimcim bu olaylari ogrenip sikayet etmedigim icin agzima sicmisti, sanki soylesem ustunu kapamayacak da gercekten bir seyler yapacakmis gibi. Diger gerizekali ergenlere o kadar kin beslemedim daha muhakame yetileri yok diye de, iste o kariya hep cok agir nefret tasidim.

Dun ogrendim ki kocasi icerideymis. Lise yillarimin en buyuk katili insanin tahayyul dahi edemeyecegim dertleri varmis.

Ve ayni lise yillarinda dertlerimi anlattigim, en sevdigim hocalardan biri olan adamin gizli cekim vidyosu cikmis, "Ben yine oyumu onlara verecegim, ben boyle hizmet gormedim, calmis cirpmis diyorlar, boyle hizmet edeceklerse calsin cirpsin, helal olsun" diyen.

Bosver lise yillarini, yaninda kalan kaliyor zaten; ama kac yasina gelirsem geleyim, zamanin insanlara ve zamanin bana yaptiklarina sasirmaktan hic yorulamayacagim sanirim.

11 Mart 2014 Salı

Onceki Berlin'den Istanbul'a donuslerimde (donus dedigim 1 haftalik haftasonuluk falan) oyle kufrediyodum ki buraya, nasil bir yerde yasamak isterim, nasil bir yer olsa daha cok severim diye dusunmeye epey firsatim oldu. Vardigim sonuclardan yalniz bir tanesi, "herhalde havasi Istanbul'dan guzel olsa" idi. Su an Berlin'de hava 14, Istanbul'da 6 derece, fakat yine ceylan gibi seke seke yaptik bavulu iyi mi. Hava degilmis. Check.

22 Şubat 2014 Cumartesi

mor

5 aydir ayni evde yasiyorum ve her makyaj yaparken "yea tuvalette de az isik var keske daha cok isik olsa :/" diyorum. ve aslinda, aynanin ustundeki minik lambayi da goruyorum, biliyorum yani. Ama ancak bugun, "huu su lamba da ne gu.. lan.. aciliyo mu ki acaba.. dugmesi de surdaymis.. ya gercekten mi.." dedim.

yani cok super yerlerde oldugumdan falan degil de, gercekten bu zekayla buralara nasi gelebildigimi sorguluyorum. onu birak ben nasil hayatta kaliyorum. "survival of the fitest" gercekse benim coktan elenmem lazimdi cunku.

yine gezi'yi kapattilar.

6 Şubat 2014 Perşembe

madde

Malesef maddeye gereginden fazla onem veren bir insanim. Ilkokuldayken kimseye dokundurmadigim ugurlu kalemlerim falan yoktu ama mesela sahneye ciktigim hicbir seyi atamazdim, hatta sahneye ciktigim icin eskimesin diye bir daha kullanamadigim sac fileleri, tokalari, pointeler var. Yazlari yapilan oda temizligi en buyuk korkumdu cunku annem her seyimi atmaya calisirdi, bense en ufak anisi olan her seyi saklamaya. Boyle boyle ev copluge donusmesin diye dosyalar mi yapmadim kutular yapip kategorilere mi ayirmadim yillarca. Bi ara saklamak istedigim ama o kadar da onemli olmayan kagitlari duvarlara asiyodum, hala odamin bir duvari silme ani: lise sonda yurtdisi ofisindan cagirildigimi belirten post-it'ten heralde 8 sene once falan bale'de girdigimiz makyaj sirasi numarasi kagidina kadar. Bu yuzden odami toplamaya hep korkmusumdur cikacak anilar ve hissettirecekleri yuzunden.

Bir seyle cok zaman gecirince olusan baglilik yine de sanirim en guclusu. Bir kolyemi 3 yil taktim, hic cikarmadan, hic bir ozelligi yoktu, annemle alisveris yaparken begenip almistik; ama cok sevmistim. Bir arkadasimin bakip "bence daire kadini temsil ediyor, korunma icgudusu, su an sana bunlari anlatmamin sebebi de kafamin iyi olmasi" dedigini de hatirliyorum, universite mezuniyet fotografimda cubbenin arkasindan cok guzel durduguna sevindigim ani da ona bakinca. Ve artik gecen hafta elim takilip kopuk kolyenin yere dusus anini da, cikardigi sesle icimden kopanlari da.

Tamir ettirmeye calismayacagim. Yeterince cok sey yasadi su uc koca yilda. Mucevher kutumun yeni kralicesi hos geldi bence.



2 Şubat 2014 Pazar

sise

Almanya'nin gunluk yasamda en takdir ettigim ozelligi bircok plastik siseye ve tum cam siselere "pfand" adini verdigi ek ucreti almasi. Mesela 1 litre kola 1.13 euroysa 25 cent de pfandi var ve o kolaya toplam 1.38 euro oduyorsunuz. Sonra evde milyonlarca sise birikiyo cunku "para verdim ki siseye" diye atamiyosunuz o siseleri. Artik mutfakta yer kalmayinca kocaman IKEA cantasina butun siseleri doldurup en yakin marketin yolunu tutuyosunuz. Dunyanin en eglenceli makinesine teker teker atiyosunuz siseleri, siz attikca yandaki ekrandan para kazaniyosunuz. Siseler bitince makina bi fis veriyo, o fisle de isle haftalik market alisverisinizin yarisini siselerden kazanmis oluyosunuz. Hem siz, hem doga kazaniyo resmen. 
Boyle bir sistemin uygulandigi baska bir ulke bilen var mi?

1 Şubat 2014 Cumartesi

selam

Ister hakaretlerle yalanlarla icini acita acita, ister de yavas yavas hissetmeden unuta unuta uzaklas, o arkadasliklarin ilk bastaki gibi olmasi, eski esprileri hatirlayip bagira bagira gulunen gunleri yeniden, aradan aylar/seneler gecmemis gibi yasamak cok zor. Benim basima bir kere geldi onda da yine basa donuldu. Ellerim gidiyor yine duygu dolu mailler/mektuplar dosenmeye ama tutuyorum kendimi. Gecmisi gecmiste birakip yasadiklarin icin minnettar olmak, anilara saygi duymak; onlari diriltmeye calisirken temelli gommekten daha onurlu. Belki karsimdakiler de boyle hissediyordur. Hissetmiyorlarsa da canlari sagolsun.
"Let's never come here again, because it will never be as much fun." -Lost in Translation

##

Isyerinde, labda, stajda, sinavlara calisip proje bitirmeye calisirken, siz milletle geyik yapip saatlerce bir isi bitiremeyip, sabahin korunde gelip geceyarilarinda cikarken; vaktinde gelip kimseyle konusmayip sizin 8 saatte oyalanip sosyallesmekten bitiremediginiz isi kimsenin yuzune bakmadan kimseye gulmeden 2 saate yapip evine siktirolup giden o insan var ya, dostlarim, o insan mutsuz. O insan artik benim.