30 Ağustos 2009 Pazar

akl-ı evvel

evet bu başlıktaki insana sesleniyorum,
kimdi bu, hepimize "sevgini belli etme" yi aşıladı? kim dedi en en başında "sev ama söyleme" diye, kim gizliden gizliye hepimizin kulağına eğilip "yoksa güçsüz görünürsün" dedi?
bulup ağzını burnunu kıracağım.

etkinlik formu

Sahne sanatları ile ilgilendiniz mi? Cevabınız "evet" ise türü ve çalıştığınız gruplar hakkında bilgi verir misiniz?

Evet, özel bir bale kursunda 14 yıldır klasik bale eğitimi alıyorum, Royal Academy of Dance diplomalarım var, kurstan bu sene mezun olup öğretmenlik sertifikası alacağım. Ayrıca lisede 4 yıl boyunca modern dans kulübundeydim.

Ayrıca genç ve güzelim de. Numaram..
desem kimse yadırgamaz çok büyük ihtimalle..

bunun yanında başka bir bölüm,
Herhangi bir enstruman çalıyor musunuz? Cevabınız "evet" ise hangi düzeyde (Profesyonel, Amatör, Hobi düzeyinde vb.)
Evet, amatör, bas gitar.

hüzünlendim.

27 Ağustos 2009 Perşembe

perfect!

manevi olarak 100 yıllık une belle histoire'ı limewire'a kim "ıssız adam soutrack" diye attı lan. cevap verin! çıkın ortaya!

benim umudum

benim hala umudum var
isyan etsem de istediğim kadar

inat etsem bile bırakmazlar sahibim var
benim hala umudum var

seviyorlar bazen soruyorlar
hayran hayran seyret
ister katıl ister vazgeç

güzel günler bizi bekler
eyvallah dersin olur biter
boyun büküp önünde ağlasam sessizce
şu garip gönlüm affolur mu?
bu fırtına durulur mu?
benden adam olur mu?

korkarım aşka zararım dokunur mu?

elvada sana yeter tamam
bitsin artık bu dram bu fotoroman

ham meyvayız hala
koparmışlar dalımızdan

güzel günler bizi bekler
eyvallah dersin geçer gider
bıraksam kendimi
şöyle oh ne rahat
bu da geçer gülüm
yaşamana bak

alınacak dersler var
sorulacak sorular
bu da geçer gülüm bizden bu kadar

dönüp dolaşmak

bu aralar dilimin ucuna dönüp dolaşıp aynı cümle geliyor. Hande Altaylı'nın. Kadını sevdiğimden ve çok kaliteli yazdığından falan değil, yazdığı konular abidik ve gubidik. ama kurduğu cümleler.. döndürüp döndürüp bir daha okutuyor kitaplarını başka cümlelerin altını çizdirterek ve kaybedilen zamana yandırıyor çünkü daha evde bisürü okumak istediğim kitabın hakkını yiyor..

..ne sevmemenin özrü vardı ne de sevilmemenin çaresi..

tek istek

sokakta aklıma bir şey gelip kendi kendime "ehuehe" surat ifadesi takındığımda, etrafımdaki debriyaj balataları üstlerine alınmasın. bu yani. çok değil.

25 Ağustos 2009 Salı

şebnem'im

bir facebook olayıymış aslında, çok hoşuma gitti, aşırdım. sorulara bir sanatçı veya grubun şarkı isimleriyle cevap vermek amaç.
inanın karar vermekte o kadar zorlandım ki bazılarında, şarkı sözlerini geçtim, şarkı isimleri bile o kadar büyüleyici ki. yeni albümü gelsin artık, onu göreyim yeniden.


Are you a male or female? Bırak kadının olayım
Describe yourself: Ay ışığında saklıdır
How do you feel: Yorgun
Describe where you currently live: Mayın Tarlası
If you could go anywhere, where would you go: Dans Pisti
Your favorite form of transportation: Geçmişe yolculuk
Your best friend is: İyi gün dostlarım
What's the weather like: Fırtına
Favorite time of day: Gel ey seher
If your life was a TV show, what would it be called: Oyunlar
What is life to you: Sana bilmediğin bir şey söyleyemem
Your fear: Can Kırıkları
What is the best advice you have to give: Her şey insanlar için
Thought for the Day: Gözyaşlarımızın tadı aynı
How I would like to die: Nefessiz kaldım
My soul's present condition: Durma
My motto: Sil baştan

24 Ağustos 2009 Pazartesi

beyaz

gölgem var, iyi ki gölgem var.

hani bulaşırdın.

sabah erken kalkmamak için gece geç yatıyorum.
evet bu kadar boşum.
bunun yanında artık okula başlamak istiyorum.
bir girim de vasıfsız olsun istiyorum.
bugün beğendiğim o mavi ayakkabının 37si olsun istiyorum.
ne biliim kedim de hiç kaka yapmasın bari.

21 Ağustos 2009 Cuma

biletix amcası lavaboda gelicek.

-merhabaaa, 24 aralık anadolu ateşi
+neredeydi?
-kuruçeş..
*da yani ben vardım sırada sizin gelmenizi bekliyodum çok ayıp bu bıdı bıdı bık bık
-e buyrun pardon görmedim
*hayır yani acelem de var
-e tamam buyrun
+ben de görmedim kusura bakmayın buyrun
*ajda pekkan bu akşam
+merdiven var sadece
*ondan alıcaz artık napalım
+bilmemkaç lira
*peki mesela ben şimdi anadolu ateşine gitmek istiyorum naapıcam
+öö, var yakınlarda bi tane bilet alabilirsiniz..
*ne zaman
+24 eylül
*haftasonu dimi
+bilmem
-hayır perşembe
*siz de mi gidiceksiniz

diyaloğun bu kısmında benim vermem gereken cevap: "yuuoo o kadar zekiyim ki bir tarih söylediğinizde hemen gününü söyleyebiliyorum mesela söyleyin bir tarih lütfen söyleyin" di.
ama ben "evet" dedim.

üzülüyorum.

bzzt

bugün sabah motor çalışmaktan sıkıldığım -ki bu genelde başladıktan 5 dk sonraya tekabül ediyor- bir sırada babam aradı. ben de fırsattan istifade konuşurken basımın başına geçtim amfimi açtım çalmaya başladım ama ses gelmedi hiç. o sırada babamla yiyeceğimiz iskenderin mekanına daha çok konsantre olmuş olduğumdan olsa gerek çok farketmedim. kapadıktan sonra hafif bi işkillenme durumu oldu ama, kökledim sesi, böle bbzt bzzt sesler geliyor her çalışımda. dedim sıçtık, 2. aydan bozdun bişileri burcu, alkışla kendini.
ama öyle sesi kötü geliyor da elektrik kaçağı gibi falan değil, bildiğiniz ses sondayken sadece bzzt geliyo. kapadım amfiyi, fişi girişi jack girişi çıkışı her şeyi söktüm bi daha taktım, reset kafasıyla. o sırada da kafadan mütemadiyen abuk subuk senaryolar geçiyor nasıl zarar görmüş olabileceğine dair, daha çalmayalı 12 saat olmuş olmamış çünkü. Gece açık bıraktım da ısındı patladı mı, tuvalete kalktığımda üstüne mi bastım, kedi mi yedi, kuş mu sıçtı artık allah ne verdiyse. sonra dedim bu böyle olmayacak birilerini aramam lazım.
hocamı arayayım dedim yazık tatilde kıyamadım, bana satan adamı arayayım dedim şimdi ne dicem siz bana amfi sattınız o bzzt'lıyo mu. sonra gitar çalan bi arkadaşı aramaya karar verdim ama aramadan biraz daha düşünmeye.
adrenalin artık damarlarımda gezinmekte olduğundan çok sağlıklı olmadı bu safha tabii. önce dedim yükleniyim bası gideyim tünele vereyim adamın eline baksın. sonra problemin amfiden kaynaklandığına karar verdim kendi kendime, e bası götürmem kadar mantıksız bir şey yok bu durumda da. amfiyi götürsem, laney rb2 biraz taşımaya müsait değil o şıkkı pek düşünmedim zaten ama eve yurtiçi kargo çağırıp aldırtmak geçti bikaç salise aklımdan ama kutusunu attığımı hatırlayıp bıraktım onu da.
en sonunda mantıklı bir şeyler düşünüp sorunun hangi parçada olduğuna karar vermeye karar verdim. mühendis kafasıyla parçaları birbirlerinden bağımsız deneyecektim. evde başka bas olmadığından amfiyi deneyemiyorum, tamam başka amfi de yok ama bir adet tuner var. jack'ı tuner'a bağladım, cin gibi tuner birden sus pus oldu algılamıyo basımı. o kadar endeksliyim ki problemin basta olmadığına jack'ta problem var sandım, sonra dedim yuh ne gelmiş olabilir ki başına kablonun. biraz da sakin düşünebildiğimde ise problemin bastan kaynaklandığına karar verdim, ve benim manyetiklerim aktifti, aktif manyetiklerin pili olurdu.
arkadaşı aradım, pilim bitmiş olabilir mi dedim, büyük ihtimalle öle olmuştur dedi, koşar adım çıkıp 9V pil aldım bakkaldan, taktım çalıştı.

yani kumandanın pilinin bitmesi gibi doğal bir olaymış bzzt sesinin çıkması amfimden. yine de bunu hakettiğimi düşünmüyorum.

20 Ağustos 2009 Perşembe

o derece

çok yalnızım be,
[12:28:24] Burcu: sen 2 hafta sabah yatıp akşam kalkıcaksın bence
[12:28:32] Burcu: bi teori yani benimkisi
[12:28:37] Burcu: bir teorim daha var
[12:28:45] Burcu: ben de motordan kalıcam
[12:29:15] Burcu: kader diye bişi var mı turgut
[12:29:40] Burcu: turgut?

bunun yanında,
sorarım size, aşağıdakilerden hangisi enjeksiyonlu araçta yakıt sisteminin parçasıdır?
a. oksijen sondası
b. marş selenoidi
c. alternatör
d. diferansiyel

asıl o diil de,
3 yıllık fen öğrencisiyim öss'ye falan girdim yani o derece, bizim kondansatörün bir başka adının meksefe olduğunu sürücü kursu eğitim kitabından öğrendim içim parçalandı. hüzünlere gark oldum yani o kadar diyorum.

19 Ağustos 2009 Çarşamba

sandık

yapacak milyonlarca şeyim varken; notere gitmek, puzzle yapmak, bas çalmaya çalışmak, elae'ye çalışmak, motor çalışmak, calculus çalışmak, çalışmak ve çalışmak, ben kocaman çikolatalı bir pasta, o kadar kocaman olmayan bir fincan sütlü kahve eşliğinde yazı yazdım 2 saat. Sonra yazıyı okudum, hiçbir şeye benzemediğine karar verdim, üzerine tarih attım ve kaldırdım. günümle birlikte.
zaman geçmesin istiyorum bütün gereksiz sınavlar yaklaşırken ama içinde bulunduğum zamanı da harcıyorum ve artık o zaman içinde bulunduğum değil de geçmiş zaman oluyor ama ben içinde bulunduğum zamanda da bir şey yapamıyorum.

mütemadiyen koşu bandında yürüyorum hissine kapılıyorum, durursam düşermişim gibi, ama duruyorum. yürüyerek duruyorum hem de.

18 Ağustos 2009 Salı

nucom

Çok mutlu olduğum bir anda, çok mutlu olduğumu saklamaya çalışmak, sırf güzel görünsün diye, büyük ihtimalle yapıp yapabileceğim en saçma şey olurdu. Birine çok değer verirken aslında değer vermiyormuş da benim için alelade bir insanmış izlenimi vermeye çalışmak da keza, aynı kaderi paylaşıyor birinci durumla. Mutluysam mutluluğumu görsün insanlar, birini seviyorsam, bunu hissetsin biri.

Neden olmuyor?

Bütün gerçekten sevdiklerimin karşılarına geçip suratlarına “seni seviyoruum” demek istiyorum. Duruma göre bu cümle “sizi seviyoruum” da olabilir. Saygıyı elden bırakmam.

Ama ben sevdiklerimin karşısında başka birini oynuyorum istemeden. Onlar da beni sevsin diye her dediklerine kafa sallayan, suratlarına bakmak istediğimi çok belli etmeyeyim diye uzaklara dalar gibi yapan biri oluyorum. Sevmediğim birinin yanındaysa karşı çıkıyorum, kendi fikirlerimi söylüyorum, ben oluyorum. Ve ben, ben’i seviyorum. Ama sevdiklerim ben’i sevmiyor, çünkü onlar ben’i hiç görmüyor.

Bugün farkettim bunu. Çok sevdiğim iki benden büyük insanı görmeye gittiğimde. Elimi ayağımı nereye koyacağımı bilemedim, sıkılmış, çıkmak isteyen bir insan portresi çizdim, onları da huzursuz ettim. Oysa ben öss gibi bir bela varken bile başımda onları seçtim, konuşmalarını duymak, ders dışında karşılaşmak, sohbet edebilmek için akla karayı seçtim. Öss bitti, burcu iki matematik hocasının ve 2 arkadaş 1 eski sevgilisinin yanında yine eski sevgilisinin parçası rolünü oynadı, susarak.

Karşınızda belli edemesem de, ikinizi de çok seviyorum. Siz geçen sene sadece işinizi yapmadınız. Çok daha fazlasını yaptınız, kalbimin kocaman bir parçasına geldiniz, oturdunuz. Umarım ben yine görebilirim sizi, umarım bir yerlerde tekrar kesişir hayatlarımız. Umarım sizi ne kadar çok sevdiğimi bir gün anlarsınız.

17 Ağustos 2009 Pazartesi

jack

"gitarsız bir amfi gibiyim sensiz" sevgiliye söylenebilecek en romantik şey olabilir. en azından müzisyen bir sevgiliye. belki de sadece elektro gitar veya bas çalan bir sevgiliye.

vakitsiz açan çiçeklerin vakitli doğan çocukların
ölümünü gördüm ama kimse inandıramaz beni öldüğüne
sevgilerin.
ahmet erhan

ne yazık demiştin sevgi yok hiç gözlerinde
yıldızların altında boşver demiştin konuşma
teoman

15 Ağustos 2009 Cumartesi

akm

kendimi çok ait hissettiğim bir yer vardı eskiden. bale salonları. pointe'lerin içleri. şimdi anlıyorum aslında yokluktanmış onlar. bir şeylere sarılma, tutunma istekleriymiş. şimdi anlıyorum benden geçti onlar.
hala içim gider AKM'nin önünden geçerken, sahnesi çeker. bahçesinde yerlere oturduğum geceler gelir aklıma, yine oturasım, rujumu koluma silesim gelir. ama insanlar yetenekli oldukları değil de zevk aldıkları şeyleri yaparlarsa ileri gidemez ki bu dünya. ben galiba yeni buldum yetenek ve zevki yan yana barındıran şeyi. baleyi de bırakamam ama, beni üzemez artık. ben de onu üzmeyeceğim, çok uzatmadan, birbirimizi acıtmaya başlamadan bırakacağım elini. ikimiz de düşmeyeceğiz. biliyorum.







kirtenkiele.deviantart.com

10 Ağustos 2009 Pazartesi

özkan süpersin!


gelegele gel gel gelegelegelegelegel geeel düüz geel.

teşekkürler özkan uğur. tam da enstrumanın gibi bir gizli kahraman olduğun için. hayatımın gizli kahramanı olduğun için teşekkür ederim özkan abi.
9-10 yaşlarıma denk gelir "bu adamın gitarı bir farklı" deyişlerim. biraz az teli var sanki. neden ki. sonra da durmadım çok üzerinde, aradan yıllar geçti. bas gitarı gördüm, tanıştık. el sıkışamadık ama uzaktan gördük birbirimizi, konuştu benle. o zaman da yıllar önce tanışmış olduğumuzu söyledim ona, "evet" dedi, "özkan'ın elindeydim ben".
küçücük kızdım ben mfö'nün ö'süne aşık olduğumda. deli oydu. sadece mfö dinlerken, küçücükken ö'yü seçtim ben. iyi ki de ö'yü seçtim. bilinç altım aldı onu çünkü; sardı sarmaladı benliğine aldı. bana da hiç haber vermedi. orada tuttu çook uzun yıllar, sakladı. ben büyüdüm, şebnem ferah dinledim, kendimi tanımladım, hayatımla ne yapmak istediğime karar verdim. bu sırada gözlerimi kapadığımda "olduramadım" çalıyordu bazen, yada suna pekuysal odaya girip "oğğluuum" diyordu ve özkan abi "yeter anne!!" diyordu saçını başını yolarak. belki de gittiğim bir filmde karşıma çıkıyor, hiç olmadı zamanında çok küfrettiğim ttnet'in reklamında oynayıp beni susturuyordu. işte şimdi farkedebiliyorum aslında sen hep oradaydın. basın ve sen hep benimleydin. ilk gittiğim mfö konserinin üzerinden sanırım 10 yıl geçti. taa o zaman katıldın bana ve 10 yıl benimle yaşadın. bunu kimse bilmedi. biz bile.


şimdi mfö konserinden gelip bana bunları yazdıranlar da perdesiz basınla güllerin içinden'de attığın solo. şimdi ben bas çalıyorsam, yada çalmaya çok çalışıyorsam farkında değiliz ama senin etkin çok. ben 10 sene önce o konsere gelmeseydim, anneme bedava bilet gelmeseydi yada, bilincim alamayacaktı seni içime ve bu kadar anlamsız şeyi yazmayacaktım belki de. ben böyle değilim ama. sarhoşum. dibim düştü yarım saat önce.
mazhar şarkının seyircinin söylemesi gereken kısımda seni susturup konuşmaya başladığında o bakışı attığın için, jack'ı sağ bacağına 3 tur dolayabildiğin için dans ederken, o bası hiç bir şeye değişmediğin için, olduramadım'da pena kullandığın için, perdesiz basla solo çaldığın için, hayatıma girdiğin için teşekkürler özkan abi.
belki bir gün gelirim yanına. kim bilir. belki de o single'dan önce benim içimdeki seni çıkarmam için gerekliydi bu solo. kader diye bir şey var mı?
teşekkürler özkan abi.

güneş doğar güneş batar
ama insan uyumaz bazen düşünür
geceler kısa çabuk geçer
ama insan uyumaz bazen düşünür

deniz masmavidir ne güzel
ama insanlar görmez bazen
şiirler masallar şarkılar
ama insanlar duymaz bazen

üzme kendini ümitsiz gibi
sevenin var bak ne güzel

8 Ağustos 2009 Cumartesi

EADG

İçimden çıkanları yazmak istiyorum artık, içimden, akciğerimden böbreğimden söküp yazdıklarımı değil; çünkü onlar eninde sonunda bana dönüyor bir parçam oldukları için. Ben, bana dönmeyen şeyler istiyorum, bana dönmeyecek, zaten bana ait olmayan şeyler yazmak istiyorum ki beni bulup dönmesinler geri. Kusmak istiyorum ve o kustuklarımı yazmak istiyorum. Kusmuk nasıl artık bizim parçamız olmazsa, kusmuk nasıl bizi arayıp bulmazsa, geri gelmeye çalışmazsa, yazdıklarım da bana geri gelmesin istiyorum.
Artık hayallerimi yazmak istemiyorum, onları birileri okuyacak diye ezip büzüp winrar’layıp yazmak canımı çok çok sıkıyor, hem kimse anlamamış oluyor sıkıştırınca, sadece kendimi tatmin etmiş mutlu olmuş oluyorum ki bu daha saçma zira ben onlarım 9-10 katlarını günlüğüme yazıyorum zaten burayı kullanmak neden.
Bu aralar evde değilsem mutluyum ve evdeysem mutsuzum. Bu basit denklemden belki de seneye bütün sene mutlu olacağımı çıkarabilirim. “Bu kış çok güzel şeyler çalacağız” cümlesi kulaklarımda çınlıyor ve içimi içime sığdıramıyorum, kutusu misafirlikte açılmış ama geri sokulamamış hediye bir barbie bebek gibiyim. Üstelik bir su gibi saydam ve sakinim de.
Aydın bana şu besteleri yollasın istiyorum, basımı elime alıp 158 kere mi telini çekmek istemiyorum. Mi yine neyse de re sıkıyo beni. Çünkü minin özelliği var arkasında tel yok, sol de çok ince o da sempatik kendine göre. La ve re aynı ve lanın sesi daha güzel. Neyse, bestelere söz yaziim istiyorum, aydın beğensin istiyorum. 2 gün sonra arayacağım aydını. Söz. Ama mi telini de çekicem 200 kere. Ses çıksın o amfiden de 400 kere de çekerim. Düşündüm de 400 fazla. 200 yeter.

5 Ağustos 2009 Çarşamba

eyvallah

önce trafik dersine gittim denemeden 84 aldım, sonra yıllardır yapmayı unuttuğum alışverişi yaptım- kadıköyde takı satan ne kadar dükkan varsa dolaştım, 3 gündür ben evde otururken aramayan ne kadar insan varsa ben kasadayken aradı, kendimi durduramadım ve bir çantayla sayısız küpe aldım, bir sahafa girip eski blue jeanleri karıştırdım yerlerde sürünerek belki ekim 2007'yi bulurum diye ama onun yerine aralık 2006'yı buldum "kadın müzisyenler" dosyalı buket doran fotoğraflı, ardından bu sahaf ziyaretlerini sıklaştırmaya karar verdim zira kokusundan tut ortamına kadar hasta oldum, sonra eve geldim basımı çaldım- aslında çalmadım çalamıyorum çünkü- çalar gibi yaptım, sonra bilgisayarımı açıp emre aydının basçısını araştırdım kadın basçıları bugünün teması ilan ederek zira blue jeandeki dosyadaki kadın müzisyenlerin yarısından fazlası kadın basçıydı, feraymış kadının ismi inatla her arama motoruna ferah yazmaya ve niye çıkmıyo diye dellenmeye devam ettim olsun şebnem ferah'ın bir parçası olan hiçbir şeye kızamama gibi bir özelliğim var, kadının ismini doğru yazabildiğimde eski grubunun myspace sayfasına girdim parçalarını dinlemeye başladım. önce galactica çalarken 3 kere duyduğum- 3 kere galactica'yı dinlemiş olduğumdan olabilir- ve kimin olduğunu merak ettiğim parçayı- bad girls- duydum sevindim, ey müzik dünyası sen nelere kadirsin, sonra türkçe bir parça çalmaya başladı ki ben bu cümleyi(!) aslında hikayenin bu kısmı için kurdum:

parça introya girdiğinde çok tanıdık geldi, sözler akarkense hiç teklemeden eşlik ettim. lakin en son nerede duyduğum, kimin olduğu, bana kimi çağırıştırması gerektiği gibi bir parçanın barındırması gereken bütün kavramlardan yoksundu müzik ve sözler. sadece çok iyi biliyordum.

google'a yazdım, deniz arcak çıktı. düşündüm, acaba ben ne zaman deniz arcak dinledim diye. cevabı yoktu çünkü ben hiç deniz arcak dinlemedim.

acaba beynimin abuk subuk kıvrımlarında kaç tane bir daha duymayacağım sözmüzikler var. ve neden hala orada bekliyorlar. gitsinler. yer açılsın.

not: sanırım bad girls'ü mint'ten dinlemeye devam edeceğim ve hiç donna summer'a bulaşmayacağım- zira her ne kadar "toot toot heeey beep beep" dediğini iddia etse de bence "tuttu hey pipi" diyor..

4 Ağustos 2009 Salı

ikizler

kendi yazdığım cümlelerden etkilenip dünyamı değiştiriyorum, kesin içimde bisürü insan var benim.
belki de inanırım burçlara.