8 Ekim 2014 Çarşamba

6 sene?


“Koku alma duyusu çabuk yorulur. Bir süre aynı koku alınırsa, belli bir süre sonra bu koku hissedilmez olur. Ancak değişik bir koku verildiğinde bu konu hemen ayırt edilebilir. Koku duyusunun yorulması, insanı kötü kokulardan koruyan küçük bir sigortadır.”
Alışmak, sürekli aynı uyarana maruz kalmaktır, zamanla uyuşmak, hissetmemek ve kabullenmek. Yaşama uyum sağlamaktır basitçe, anormali normak yapmaktır beyinde.

Çocukken ne çok değer yüklüyoruz her şeye, bir tutam saça, bir oyuncak bebeğe... Ne çok seviyoruz her şeyi, ne çok şaşırıyoruz. Ölen bir muhabbet kuşunun ardından günlerce ağlıyoruz, arka bahçeye gömüyoruz annemizle, su kabını da anıt niyetine dikiyoruz tepesine. 15 yıl sonra ise her şey tekdüze, bir düzen var oturtulmuş ve sorgulanmamış. Yada sorgulanmış da, harekete geçilememiş, inanılmış, rafa kalkmış. Büyüyünce her şey ne kadar basit, her gün kaç tane trafik kazası görüyoruz evimizde otururken, kaç ölüm haberi alıyoruz... Ölen balığımızı da tuvalete atıyoruz işte aynı soğukkanlılıkla, sifonu da çekiyoruz üzerine.

Yani o çocuk halimizden daha mı güçlü oluyoruz ölümleri yaşayıp da ağlamadığımız zaman? Yoksa sadece alışmış, çok görmüş ve acıya direnç kazanmış mı?
Montaigne alışkanlık için “başlangıçta kuzu gibi sevimli, alçakgönüllüdür; ama, zamanla, oraya yerleşip kökleşti mi, öyle azılı, öyle amansız bir yüz takınır ki kendisine gözlerimizi bile kaldırmaya izin vermez” der.
Oysa alışkanlık, burnumuzun bir süre sonra aynı kokuya duyarlılığını yitirmesi gibi bir adaptasyondur insanın sonradan geliştirdiği. Yaşamı çekilir kılandır.
Alışmak unutmak değil, gerçek olmaktır.

burcu
23/5/2008

Hiç yorum yok: