ben bu dönem prob alıyorum, geçen çarşamba da ilk recit'ine girdim, asistan geldi, merhaba dedi, benim adım can d.eha.
"anam" dedim. "nerden hatırlıyorum nerden hatırlıyorum nerden hatırlıyorum aaagh"
bir 5 dakika sonra nereden hatırladığımı hatırladım. tam 5 yıl önce okuduğum bir blogdan. e ama yuh.
daha sonraki 10 dakika "ne yazıyodu hakkında ne yazıyodu hakkında ne yazıyodu hakkında" diye düşünürken, bir yandan da dersi dinlemeye çalıştığım için, bir şeyler gelir gibi oldu. adam dakikada ortalama 13 kere "KEY?" diyordu, dersi türkçe anlatıyor ama şöyle şeyler diyordu: "tamam o zaman sıralı dizildiği için, KEY?, beş faktöriyel bölü KEY? üç faktöriyel çarpı iki faktöriyel KEY?" bir ara dakika tutup kaç kere dediğini sayayım dedim ama sonra daha ilk ders sonra sıkılınca yaparım diye vazgeçtim. sanırım bununla ilgili bir şeyler okumuştum 4 sene önce dedim kendi kendime de.
bugün bunlar geldi aklıma, aradım o blogu buldum, okudum. o kadar şaşırdım ki sonra. can d.eha o zamanlar "deĞil mi?" diyormuş milyonlarca kez. değilmi'den okay'e terfi etmiş yıllar içinde, bence iyi de olmuş yani, değilmi çok uzun sonuçta. değil mi? ama huylunun huyundan vazgeçmemiş olması, 5 yılda bir şeylerin değişip çok şeylerin değişmemesi...
sabancı öyle bir yer ki, sanki gerçekten kalmış öyle, oturmuş durmuş. 5 senedir hocalardan tut (taralp, alpay, koçak, güneri...) çözüm merkezine, bok heykelinden sgm'ye, müzikus'a tsm'ye korosu'ya, kitaplar bazen değişse de taaşşuk-u talat ve fitnat'ın hep kalmasına, confes'e, nebliim şu an hayatımda olan, hayatımda olmasından çok mutluluk duyduğum, su tanıtımında bir kadının kalkıp "ayy seni seçmeleri bu işe şahane olmuş ne çok seviyorsun okulunu" deyip sarılıp öpen annenin dediklerinin haklı olduğunu bildiğim her şeye, bundan 10 yıl önce de birilerine aynı duyguları yaşattığını, 10 yıl sonra da yaşatacağını bilmeme, teşekkürler, büyüyorum sizinle.
eski blog yazarı, nasıl sevindim yazdıklarını bir de buradayken okuyunca. çünkü ben 9. sınıftan beri sabancı'da olmak istiyordum. genelde çok istenilip beklenilip de kavuşulan aşklar hep baş yarar. benimki hiç öyle olmadı. ve şimdi çok unutmuş olduğum, o zamanlar okuyup da iç geçirdiğim şeyleri biraz daha anlayarak okumak iyi geldi. birileri blogunu 5 sene önce okuyordu ve sen o insanı hiç tanımıyordun, 5 sene sonra o insan sen koroda şarkı söylerken fotoğrafını çekiyor, senin bir zamanlar yazdığın okul dergisinde yazıyor. bloglar en az günlükler kadar büyülü. bir de seninkiyle çok yakın bir temadan ilerlediğimden sebep, bir 5 yıl sonra da belki başka bir ben çıkar bana.
hepsini okuyamadım bugün ama oturup okuduklarımdan diyecek bir çift lafım var, bilmiyorum hatırlıyor musun kendi yazdıklarını ama:
öncelikle koçak'ın "adam ş ve s leri karıştırıyor!!" tespitini ben de bir amfide "sinaşi" dediğinde yapmıştım, hem de önce ş'leri söyleyemediğini sanarak :) ama tavuk demiyor artık sanırım hiç dikkatimi çekmedi 2 dönem.
ayrıca ben de "odamda çekirge vaaar" diye çözüm merkezini aramıştım, kurbağa daha fenaymış..
neyse yani balkabaa, teşekkürler :)
bunlar da yazıyı güçlendirecek supplementary readingler:
bir
iki
üç
2 yorum:
heheh çogüzel yazı olmuş :) (atarlı değil?:p)
bu arada;
"genelde çok istenilip beklenilip de kavuşulan aşklar hep baş yarar."
evet yapıyolar :)
ps. koskoca yazıdan da kendime en uygun cümle olarak bunu seçmem. ve bu cümlenin de yalnız başına bakıldığında yazıyla hiç bir alakasının olmaması.. falan filan..
sevgi, saygı, kardeşlik.
(kelime doğrulama olarak "testizes" yazdı. wtf?!)
:))) Hayatım boyunca hakkımda yazılmış en güzel şeylerden biri bu. Çok teşekkür ederim ben de :)
Nereden nereye geldiğimi hatırlattın bana. Eskisi de iyiymiş, şimdikinden de memnunum ama. SU'ya da, Can Deha'ya da iyi bakın!
Yorum Gönder