16 Haziran 2010 Çarşamba

çok madde

bugün 3 haftadan sonra ilk defa odama girince çok korkunç bir manzarayla karşılaştım, dün gece yurt odamdan annemin arabasına yüklediğim, annemin "ben açarım onların hepsini" dediği 2 bavul, 6 çanta, sayamayacağım kadar da torba odamın ortasında aynen benim topladığım gibi duruyordu. bir yandan sevindim, 8 aydır neyi nereye koyuyorsam orada buluyorum ve bu paha biçilemez bir şey. Bir yandan da tütü'yle oynamak (kedi!) [kedi yerine jedi yazdım az önce..] film izlemek gibi isteklerim vardı sanki evden hiç sıkılmayacakmışım gibi şu 2.5 hafta boyunca.
limonata içmek gibi isteklerim de varken gittim bira aldım dolaptan. dünya üzerinde o birayı şu an en çok benim hakettiğimi hissettiğime inandırdım kendimi. bozuk jack dünyanın en sinir bozucu cismi. yenisini aldıktan 2 ay sonra amfim ve basım buluştu, çok açtım sesini, bu cesaret hep gelmiyor. aldığım dergi, drum&bass'ı açtım, içindekilerden tanıdığım iki yazarın isimlerine baktım, nasıl bir manyak olduğumu irdelemeden kapadım masama koydum.
bilgisayarımı açamadan annem eve geldi, "aa bira" dedi ve alıp yarısını bir dikişte içti. böyle bir anne benimkisi.
şimdi ben bu 2.5 hafta boyunca bir insanı aramasam, msn'e facebook'a girmesem, bir allahın kulu da "burcu yaşıyo musun" diye aramaz sormaz beni. biliyorum. sormazdı yani. şimdi de bir kişi sorar. bunun kararını sanırım annem vermiş, o her şeyi bilir. ilk tanıştığım insanın boynuna atlamamam, uzun vadede edindiğim dostlukların da çoğunu kaybetmem benim suçumdu belki. ama anneme göre demek ki en iyisi beni kimsenin arayıp sormamasıymış, koşulsuz sevgiye, arkadaş gibi ama aynı kandan birine ihtiyacım yokmuş benim. bu sefer de kendimi buna inandırdım. artık bira yoktu çünkü.

toplanması gereken korkunç bir oda var arkamda. evet görmemek için arkamı döndüm. iğrenç de bir karasinek var odada, duyuyorum.

Hiç yorum yok: