29 Nisan 2010 Perşembe

ciddiyse çok komik şakaysa hiç komik değil

oda çıldırdı.
dün saat 3 suları, üç karakter de yatakta ama uyanık. bu arada yine hikaye anlatıcam ama bu hikayeler hep müge-selin komikleri, ben ya ucundan, işte burcu da burda güldü falan diye dahil oluyorum ve buna üzülüyorum. neyse ben olmasam bunlar tarihe gömüleceği için çok da kötü hissetmiyorum ama kendime de pay çıkarmıyorum yani, neyse:
selin: (bi insandan bahsederken) ..abi çok tatlı böle geldi burcu'ya sarıldı falan..
müge: burcu ne?
s: ahaha burcu bizim burcu be zuahahah ne bi de ne diyo mal yani
burcu: ehuhe sağol be tamam ismim fazla da yıhyıhyıh
o ana kadar sakinliğini koruyan müge gülmemizin bitmesini bekleyip,
m: yalnız cidden, burcu ne diyorum..

bu espri bana en son 7 yaşımdayken yapılmıştı ama ne yazık ki bu espri değildi.

27 Nisan 2010 Salı

bu da böyle bir anı

odamızdaki 4.'nün uyumasından sebep uyanık 3'lü sıkılıp koridorun merdivenlerine taştık, gelene geçene "RAY!" dedikten ve saçma sapan konuştuktan sonra ses yaptığımıza karar verip salona geçtik.
tam bu sıralarda selin ünlülere yapılan kamera şakalarını anlatıp ortalığı dağıtmaya başladı,
s: abi alihan vardı ya ajdar'ın dövdüğü, onun şoförünü ayarlamışlar, adam bi kadını alihan'ın gözünün önünde vurmuş, vurmamış tabii de kadın yere düşmüş, sonra alihan'ı vurur gibi yapmış. alihan önce yere düşüyo o sırada şöfor "allah'ın ne yaptım ben" diye kaçıyo tamam mı. alihan sonra kalkıyo bakıyo ki kendinde bişi yok, yürümeye başlıyo koşuyo ben iyiyim diye falan. sonra etraftan beyaz atlılar falan gelmeye başlıyo bu çıldırıyo. bi yol ikiye ayrılmış böle cennet-cehennem yazıyo bu cennete doğru yürüyo falan.
burcu bu noktada iptal oldu. yemin ederim etraf kararmaya başladı, bir süre beynime kan gitmedi..
s: bi tane de melek falan bulmuşlar. aa bi de şey vardı başka bi adamı kaçırıyolar ve helikoptere bindiriyolar, şu an 500 metre yüksekteyiz diyolar ama yerden 3 metre falan var. atla diyolar bu atlıyo çok şaşırıyo falan
müge: e abi niye atlıyo ki?
s: salak itiyolar işte..
m: hea. iyi de 3 metreden de kırar bacağını falan
s: ay ne biliim daha azdır o zaman... ya işte bi de şey var ahu tuğba babasıyla konuşmuyomuş 5 senedir falan, ona demişler ki biz böyle bir televizyon programıyız sana babanı getiricez barıştırıcaz sizi diyolar sonra çıkıyolar şakaa diyolar..
m: adam ölmüş mü?
s: yok be haber vermemişler. bu şaka.
müge de bu noktada iptal oldu. hıçkırıklarının arasında "sıfır maliyet!!" ve "abii haber vermemişler" duyuldu sadece. benim "pekii" den öte bir tepki vermediğim olaya müge'nin kesintisiz 7 dakika gülmesi, "net en komik şaka bu abii adama haber vermemişler zuhahahaha" demesi durup durup, ardından o gazla yapılan hiçbir şakaya gülememesine sebep oldu,
s: [...] abi çocuk dedi ki "seneye ölücek zaten"
m: aahahahahah abii adama haber vermemişler!!
neyse o zaman ders çalışalım deyip kalktık.

odanın bir başka şizofrenliği için: kısa devre

edit: abi olayın üstünden 1 saat geçti, saat 2, müge boğularak güldü 15 dakika sallamadım, en son yatarken gördüm ki bu yazıyı okuyup gülüyomuş yarım saattir. selin de açtı o da başladı, şimdi ben de gülüyorum. ceren de dönüp duruyo yatakta yavrum benim..

26 Nisan 2010 Pazartesi

edit

yaz gelmemiş

22 Nisan 2010 Perşembe

acıtıyor güzelliğin

twitter'dan bloguma retwit edesim var,
-müzik dünyasında basçının sırrını teoman çözmüş bence: kartonette tarkan gözübüyük, sahnede sarışın kıvırcık saçlı bağyan.
kendimden ama.

i wanna perfect soul

yaklaşık 5 gecedir baleyle ilgili rüyalar görüyorum, allaam ne bela işmiş bu bi başladın mı sen bıraksan da resmen rüyalarında tekip ediyo rahatsız ediyo..
dreckare mi rec mi ne öle bi korku filmi var galiba vizyonda ya da giricek yakın zamanda, hayatımda bi kez korku filmine gittim ilk ve son, fragmanlarından bile korkuyorum ulan, neyse onun gibi böle "we shouldn't fall asleep!!!" temalı bişi, rüyalarında freedy'yi görüyolar sanırım. resmen o durumdayım, uyumamam gerekli gibi hissediyorum çünkü bale hayatımdaki herkesi bir selamladım son 5 gecede. tekrar başlamak gibi heveslerim var aslen seneye ama atlarla çok şahane ilişkilere doğru ilerliyorum, bas zaten başladığımdan beri dolduruyor bir yerleri bilmiyorum aman neyse size niye anlatıyosam durup durup sosyal faaliyetlerimi.

tatil bitti biticek ben yine uyumak ve aptal aptal oturmaktan faydalı bir şeyler yapmadım. çok normal, artık şaşırmıyorum.

yaz geldi.

ps: imla için bi daha okuduğumda farkettim ki bela yerine bale yazmışım. te allaam..

15 Nisan 2010 Perşembe

hangar moves

twitter'ı neden sevmediğimi çözdüm, çok kısa! benim yazdığım bloglar aslında tam twitter mantığında, kişisel ve banal ama 140 karakterde ben akşam ne yediğimi anlatamam. yani kısa olması gereken şeyler var yine de ama çoğu değil. bundandır twitter'da sadece retweet edebilişim. kapatayım diyorum ama şahane insanları izlediğim için cesaret edemiyorum. öyle yani, yine bitiremedim blogu.

neyse o zaman diyelim ki,
you're so fuckin' special.

13 Nisan 2010 Salı

la boheme

ben dizgini çekince durmayan at, artık son çare "ya duuuğğr" diye bağırınca durdu.
bir gün konuşmadan da anlaşıcam atlarla inanıyorum buna.

yenişehir

depresyona girmeme şu kadar kaldı.

11 Nisan 2010 Pazar

duymak istiyorum

emre aydın'ın çok şey söyler imajı çizip aslında hiçbir şey söylememesine hastayım, ciddi anlamda o kadar seviyorum ki.
imza alırken bana çocuk muamelesi yapan birçok ünlüden biriydi, hepsinden sonra "artık full makyaj gezcem lan" dedikten sonra tabii ki tutmadım ama..
yeni albümler beni çok heyecanlandırıyor, ama türkçeler daha çok.

8 Nisan 2010 Perşembe

revolutions

yağız'ı satmışlar. bana ata binmeyi öğreten atı.

annem zamanında "püüü kadri'yi sulamayı unuttum" demiş, babam, "kadri çiçeğinizin adı mı?" diye sorduğunda "yok kadavra" cevabını almayı beklemiyordu muhtemelen.

geçen gün cihan'ların odasına gittik, "mahmut'un suyundan ister misiniz" dedi cihan, biz soramadan mahmut buyurdu, bir sümbül. botanik dostu cihan biricik çiçeğine içme suyu veriyormuş. şu an haber merkezimize ulaşan bilgiye göre de yağmurda içeri alıyormuş ve odalarına böcek girmemesinin sebebi tamamen mahmut'muş ama tabii bunların konumuzla ilgisi yok.

yurtta beslediğimiz iki de kedi var, biri kız biri erkek. isim düşünürken ceren erkek olana "sabıka" demeyi önerdi ama baktık kız ismi gibi duruyo, biz de erkek olana sabık, kıza da sabıka isimlerini koyduk.

benim evdeki kedim de erkek olsaydı muhtemelen hasan tahsin falan koyardım ama dişi olduğundan sebep tütü koydum. yani demem o ki, aslında muhteşem gender roles a bağlardım burdan ama hepinizi öpüp kucaklıyorum ve yazımı böyle bitiriyorum.

7 Nisan 2010 Çarşamba

opera

şimdi ben 1. sınıfın ikinci döneminde hum alıyorum ama konu o diil,
konu, dersin çok çok, gerçekten fazlasıyla sıkıcı olması ve yoklamanın notun yüzde yirmisini oluşturması. el mahkum gidiyorum her derse her recitation'a ama dünyayla hesaplaşma sürem orası, hayatımı irdeliyorum nirvanaya uzanıyorum falan ama sadece dersi dinlemiyorum.

bunu farkeden insanlar, benim sıkıldığımı değil dersin sıkıcı olduğunu, işin kolay yolunu buldular. dersin ya son 20 dakikasında geliyorlar imza atıyorlar ya ikinci derse girip imza atıp çıkıyorlar ve değişik şeyler yapıyorlar, sadece tenefüste gelip imza atanını da gördüm. ders amfi falan değil 50 kişilik sınıf, adam da hiç bir şey demiyor, dersin sonunda yanına gidip kağıt nerede diyenlere eliyle gösteriyor falan.

ben kötü niyetli bi insan değilim, öyle sanıyorum yani en azından. insanlar iyi not alsın tabii curve falan yok sonuçta (ehe olsa almasınlar dicem gibi oldu, yok yahu herkes hakettiğini alsın işte) ama ben deliriyorum! ya haksızlığı geç neler dönüyo haksızlık namına ona takılmadım ama adama yapılan saygısızlığın boyutu beni çıldırtıyor. ben de yapmak istiyorum, hem de deli gibi yapmak istiyorum ama biliyorum yapamacağım ve belki de bu beni delirtiyor. bilmiyorum.

tek derdimiz bu olsun yine de bence.

5 Nisan 2010 Pazartesi

my immortal

there's no such thing that time cannot erase.
evanescence, beni bu sefer yarı yolda bıraktın.

hist 192

-scotch?
+no!! ottoman ottoman!!

3 Nisan 2010 Cumartesi

oyunlarla yaşıyoruz

ben hala durup durup tanımadığım insanların yaptığı benim de tesadüfen duduyduğum esprilere gülüyorum, mesela hist 192 seçkisi hakkında,

-oha o seçki ne öyle?
+o seçki diil ki seçmeden ne varsa koymuşlar!!

1 Nisan 2010 Perşembe

ağır ağır

yapısal, bir şeyle ilk karşılaştığımızda verdiğimiz tepki yapısal.
onu birkaç kere yaptıktan sonraki alışılmış. insan her şeye alışır gerçekten.

ben yasal-meşru olmayan bir şeyi her yapışımda ellerim titriyor. ama alışacağım. sadece kendimi ikna edemiyorum alışmam gerektiğine. ama edicem.

hiçbir düzen kusursuz işlemiyor, herkes birbirinden elinden geldiğince bir şeyler koparıyor. kim bilir ben farkındayken-değilken kimler benden neler kopardı da arkamdan salak dedi. ben bir şeyler koparayım dedim ellerim titredi, sesim boğuldu, sonra verirsin dedim sonuç olarak.

demir demirkan'ın son albümü ne kadar kötü...
hayır "yavaş yavaş" diye parça yapıp 3 sene sonra "ağır ağır" diye parça yapmak nası bi kafa ki?