10 Ocak 2011 Pazartesi

final countdown 12

hep bir şey istemek için arayan insan, nooldu sorusuna "hea yok bişi öylesine aradım" cevabını verdiğindeki hüzün başka yerde yok. bendeki hüzün yani.
işin kötü tarafı, ben de eğer birini sadece bir şey istemek için arıyorsam, karşımdaki "noldu?" dediğinde "hea yok bişi öylesine aradım" diyorum karşısı göt olsun diye.
ama hala da üzülüyorum biri yok öylesine aradım dediğinde..

beni gerçekten bi odaya kapamaları insanlarla ilişkilerimi kesmeli yemimi suyumu bi delikten bırakmalılar, yok sosyal hayat benim için fazla karmaşık.

az önce odaya kedi kaçtı?!

4 Ocak 2011 Salı

defne nası ölür ya.

neden mi artık blog yazmıyorum.
hiç bişi olmuyo çünkü.

inanmazdım hiç böyle uzun vadeli planlara ama, kararım kesin, şu 3 hafta da ders çalışırsam sonraki 3 hafta çok güzel şeyler olacak ve ondan sonraki 14 hafta da mükemmel geçecek.

siz de o sırada iyi bakın işte kendinize.

20 Aralık 2010 Pazartesi

mavi lastik

7 nation army'nin klibinin benim çocukluk günleri mtv'sinde çok önemli bir yeri olduğunu, o sürekli ilerleyen davulun nasıl yer ettiğini anlattım provada. sonra 7 nation armyi çalmaya başladık.
davulcu şarkının ortasında durdu ve ABİ BU DAVUL HAREKET EDİYO Bİ DAKKA YA deyip davulu kendine çekti. kick e vurdukça komple ileri gidiyomuş.
sonra kliple bu durumu bağdaştırıp bir süre güldük. gerçi böyle anlatınca pek de komik olmamıştır ama biz güldük.

edit: o parça the hardest button to buttonmış, seven nation army diil, olsun white stripes'ı tutturdum ve biz yine de güldük.

bu da klip

11 Aralık 2010 Cumartesi

"geçmiş, bugün ve gelecek… hepsini peşpeşe dizip, dümdüz bir çizgi çiziyoruz. bu yüzden geçmişin geçip gittiğine, geleceğin henüz gelmediğine inanıyoruz. ve en kötüsü, zamanı önceden çizdiğimiz bu dümdüz çizgide yürümeye mecbur tutuyoruz. ama belki de o burnunun ucunu göremeyecek kadar sarhoştur."
Elif Şafak

ayağına dikkat et

önce burnun karıncalanması, hemen ardından etrafın bulanması, tam kulakların arkasından gelen korkunç bir uğuldamayla tüm vücudun ürpermesi, boğazına bir şeyin oturup durması.

arkası işte hıçkırıklar mide bulantıları falan.

8 Aralık 2010 Çarşamba

termodinamiğe sokiim bize bişi olmasın

3bin tane 18-25 yaş insanı bir araya koymuşlar, yemlerini sularını, uğraşıcakları bir şeyleri yanlarına vermişler de "ahah hadi bakalım acaba naapıcaklar" diye oturmuş izliyolar bence bizi bu okulda.

ben mesela hayatımı rezil ediyorum. ellerimle.
yine gidesim geldi.

4 Aralık 2010 Cumartesi

ha

artık "şunu yapsam insanlar ne düşünür, böyle bir karar verdim ama dışarıdan da şöyle görünecek, tüh bak hüdaverdi şimdi benimle konuşmayacak" diye diye hayatımı karartmasam da güzel olacak.

3 Aralık 2010 Cuma

ne olursan ol ama onun iyisi ol lütfen

üniversitemdeki gayet prestijli özel hastanenin polikliniği,

annemin doktor olduğunu kayıtlarına hiç vakit kaybetmeden işliyor ve dışardan rapor getirdiğimde doğruluğuna inanmayıp "annen de doktormuş zaten" deyip raporda imzası olan doktor annen mi diye sorarken,

her kan alındığında bayıldığımı kayıtlarına işlemiyor ve annemin "amaan bi advil al uyu bişiin kalmaz" dediği durumlarda her seferinde benden kan tahlili istiyor.

2 Aralık 2010 Perşembe

mutsuzum

perşembeleri 3 saatlik bir lab dersim, o derse de bir önceki labın raporunun teslimi oluyor. fakat ben her çarşamba gecesi rapor yazmak için sabahladığımdan lab'da algılarımı bir türlü açamıyorum ve raporu yazmak zorlaşıyor haliyle, o zaman da sabahlıyorum ama bir sonraki gün 3 saatlik bir lab dersim oluyor.

29 Kasım 2010 Pazartesi

love u sourtimes

blogumda seri eksi oy veren bir arkadaş var ehue

25 Kasım 2010 Perşembe

bu aralar

şimdi saat 17.30, benim yarın sabah 12.40'a kadar yapmam gereken tek şey genetik kitabımdan 2 konu çalışmak ve bu konuyla ilgili hocanın yolladığı toplamda 32 sayfa eden 3 makale okumak. ve ben "abii bu akşam nası boşum oha hangi filmi izlesem?" diyorum kendime, çok da korkuyorum.

normalde perşembeden "ah negzel çoğu bitti azı kaldı haftanın en beğenilen entrylerin yenilenmesine" diye düşünürken az önce farkettim ki bu haftanınkini okumayı unutmuşum.

bunun dışında şu geçen 4 günde oturup yemek yediğim öğün sayısı bir. diğer tüm yemeklerimi makinalardan aldığım çubuk krakerlerden, fasshaneden aldığım eklerlerden efendime söyleyeyim köpüklüden aldığım ve kütüphaneye giderken yolda yediğim club sandviçlerden oluşturdum ve hala hasta olmadım. seni seviyorum vitaminim.

dün ilk defa sahneye basımla çıktım ve dansla çıkmayı daha çok sevdiğimi üzülerek farkettim. ya da bilmiyorum bası da 15 yıl çalmış olsaydım onu da daha çok sevebilirdim.

17 Kasım 2010 Çarşamba

of bilmiyorum en iyisi ders çalışayım.

alttaki blogun rate'i "kapa kapa" sanki "gözlerini kapa kapa" olmuş blogun anlam ve önemi ışığında, çok komik değil mi.

bir de kararsızlık zamanlarımda ders çalışarak tüm fikirlerden arınmak da çok yararlı bir yöntemmiş benim kadar sapık olan herkese öneriyorum.

verilmesi gereken bir sürü karar var

gözlerimi kapadığımda yalnız kendimle olacağımı bilmenin huzuru mu huzursuzluğu mu daha ağır basıyor inan karar veremiyorum.

10 Kasım 2010 Çarşamba

pcr in bioanalysis

meendis olup hayatımı lablarda çürütmeye karar vermemin ne kadar mantıklı olduğunu tam şu anda anladım çünkü oda arkadaşım arkamda telefonda interview veriyor ve yemin ediyorum ben ondan gerginim an itibariyle. duymiim de rahatliim diye müzik taktım ama o bile işe yaramadı karnımı kasıyorum hala, hayır bana neyse, abi telefon gidip geliyo duyamıyo kadını oluum çıldırıcam sakin ol banane hah duydu oh çok şükür.
neyse yani anafikir olarak ne kadar küfretsem de hayatım boyunca deney yapıp rapor yazıp sınavlara girip transcriptlerimi başvuru olarak yollayabilirim ama rabbim bana interview vermesin amin.

6 Kasım 2010 Cumartesi

group c

11 gündür ne yazıyordum ne okuyordum buraları, bu da muhtemelen uzun bir aranın ortasındaki blog olacak çünkü 4 saat sonra sınavdan çıkar çıkmaz bir sonraki sınavıma çalışmaya başlayacağım, doğal olarak da sınava çalışırken başıma hiç ilginç bir şey gelmiyor. inanır mısınız doğru düzgün dersler dışında düşünemiyorum bile. mesela bir tespit yapıcam, tespitin ortasında aklıma bayes formülünü geçen sefer hatırlayamadığım geliyor onu çıkarmaya çalışmaya başlıyorum hoop nooldu tespit yalan. veya çok komik bir şey oluyor tamam mı, deli gibi gülüyorum ama bir daha hatırlıyamıyorum çünkü hemen arkasından asistan "tüplerin altını ellemeyin DNazlar aktive oluuurr!!" diyor elimdeki tüpü "annski" diyerek buza daldırıyorum hoop noldu unutuldu o komiklik şaka. sonra otur bekle deneyin sonucunu batırdım mı diye.

yani aslında aklıma şu geldi, biz bio303 lab grubumuzda bir endonezyalı, 2 sopho, 1 de allaha çok şükür 3. sınıf bir biyocuyuz. biz iki sopho mütemadiyen bir şeyleri ya yanlış yapıyoruz ya anlamıyoruz, bu süre zarfında doğal olarak türkçe konuşup anlaşıyoruz, bazen türkçeyle bile anlaşamıyoruz düşünün, o sırada endonezyalı "whatwhatwhat" diye benim kolumdan çekiştiriyor zaten sinir stres oluyorum deney mefta olucak diye bir de kıza ingilizce derdimizi anlatıyorum kenarda köşede. asistanlar da her grupla türkçe konuşup bizimle doğal olarak ingilizce konuşuyorlar ama doğal olarak ingilizceleri türkçelerinden kötü ve mesela ben elimde buharlar çıkararak karışan bir kap sıvı nitrojen varken talimatları anadilimde almayı tercih ederim, en azından talimat verenin ana dilinde almayı tercih ederim, o sırada pushla pull u karıştırırsa noolucak mesela. düşündü mü kimse.

geçen hafta da laba 2 tane meyve sineği kaçırdık etrafta uçuyorlardı. tüplerdeki arkadaşlarının özgürlüklerini temsil ediyorlar bence. ama tüplerdekiler bu duruma nasıl demoralize oldularsa üremiyorlar 1 haftadır.