26 Ocak 2010 Salı

güneşışığı

ben de yalnız kalınca yalnızlığıma değil de kendi kendime kaldığımda aklıma gelenlere üzülüyorum.
selin'le de konuştuk bunu, yalnız kalınca hep duygu yiyoruz, bundan hüznümüz.

şu an odamdayım ama yarın 10.30 da olmayacağım, yarın 12 gibi hiç kimsenin odasında olacağım, eski benim odamda.

benim evim burası.

onun da evi burası.

o da 2 hafta evinde yok.

gel gel gel.

22 Ocak 2010 Cuma

c'est fini

oooğoooo,

yapılacaklar:
uyu ve saat çalmadan uyan

bu kadar!
day di day day

18 Ocak 2010 Pazartesi

kayıt

ağladığımızda dışarı akan gözyaşı kadar içeri yemek borusuna da aynı miktarda tuzlu su salınıyor bence.
her ağladığımda neden midemin bulandığını başka bir şekilde açıklayamıyorum henüz.

hiçbir şey yaşamak istemediğim zaman mütemadiyen uyuduğum günlere dönüyorum sanırım, lise3 te bir süre, gün içinde uyanık kaldığım zaman dilimi okulda olduğum zaman dilimine eşitti. o günlere dönmek istemiyorum hiç.

bari son finalim de bitsin.

17 Ocak 2010 Pazar

ehu

8 12 13 19 execute

ney

tavla oynarken aldığımız riskleri hesaplamak için math 203 alalım diyorum ben gelecek dönem.

13 Ocak 2010 Çarşamba

i love structs

bir kadın var.

5 yaşımdan beri tanıyorum, bazen çok seviyorum bazen hiç sevmiyorum ama 5 yaşımdan beri haftada iki gün görüyordum, 4 ay öncesine kadar.
görmeyi, hamile olduğunu öğrendikten 3 gün sonra bıraktım.
nasıl yakışmıştır ona...

bale, çok mu uzaksın artık bana?
yani belki de diğer hocam arayıp, "neden üstten ders alıyosun ki şart mı" demeseydi, pardon bağırmasaydı, daha çok üzülebilirdim bıraktığım için. doktor bu kadın bi de.
neyse.

4 Ocak 2010 Pazartesi

sanki yasaklanmış biri var

ben buraya hiçbir şey yazmamak için geldim.

zaman vermek bir şeylere çok zor, neye ne kadar zaman vermek istediğinden öte neye ne kadar zaman vermek gerektiğini kestirmek daha zor yine de. "boş vakit" diye bir şey yok çünkü bence. yatağıma uzanıp 1 metre yükseklikteki tavanı izlerken de boş değilim sanki, arka planda çalışan trilyonlarca program var.
son bir haftadır doğru düzgün derslere girmiyordum, yılbaşı, amerikadan tatillerini geçirmeye yanıma gelmiş ama benim tatilde olmadığımı hiç farketmemiş arkadaşlar hep sebep gösterilebilir ama çok sıkılmam ve hiçbir şey yapmak istememem tek neden yine de kesinlikle. öyle sarhoş olsam ki bir daha ayılmasam kafasındaydım 1 haftadır, öyle de bir yılbaşı geçirdim ama toparlayamıyorum şimdi de. hem de bütün dönem eşşek, evet 2 şeyle, çalıştıktan sonra tam finaller öncesi kas gevşeticisi almış olmam çok çok dert oldu içime. bu dertle de sürekli panik halinde gezdiğimden kafamı veremiyorum doğru düzgün bir şeylere ve hiç düzelmiyorlar. baksana işleri düzene sokmaya karar vereli 1 tam gün olmamasına rağmen olmuyor diye çıldırıyorum şu an.
diyeceksin ki kardeşim o zaman git çalış ne bok yemeye blog yazıyorsun, ama bir şeyleri kafamda netleştirmem için onları ifade eden görebileceğim kelimelere ihtiyaç duyurum ben de, bununla besleniyorum.
vakit ayırmam gereken ve vakit ayırmayı istediğim şeylerin kesişim kümesi belli kafamda, buraya bu kadar net yazmayacak olsam da, gerisi o kadar ilgilendirmiyor ve görüş alanıma girmiyor ki artık, daha mutlu olamam bu akşam.

ben buraya hiçbir şey yazmamak için geldim.

21 Aralık 2009 Pazartesi

yeşil

nuri alço'yu joker'in sokağının önünde gördük lan ?!

19 Aralık 2009 Cumartesi

mini mini bir bug uçup laptopa konmuş

bir cs 201 midterm'ünde daha, ben yine 3 satırlık kodu değil 33, int (string::npos) satırda yazdım.
hoca da sanırım bunun üzerine midterm2_SOLUTIONS başlıklı bir dosyada son 4 senenin midterm2 solutionlarından oluşan bir seçki yolladı az önce. bu midterm'ün yalnız 2 sorusunu içeren dosyanın "pardon ya yanlış oldu ters oldu" diyerek düzelmesini bekliyorum son yarım saattir. vazgeçip toplanıyorum şimdi.

17 Aralık 2009 Perşembe

kimse böyle üzgün olamaz

hayattan, hayallerinden, istediğinden bahset,
düşünden, düşündüklerinden, hepsi olmuş farzet

içimden geçeceksen, buradayım yürü üzerime

karanlıkla dans etmeyi, sonra ölmeye yatmayı anlat

hep gözpınarında duran göz yaşında akmaya hazırlanan
neler neler var, ne hikayeler var

bir sokak gördüm rüyalarımda gecelerce, hiç sana çıkmadı,
sadece yarım saat tutuştuk el ele, o saat durmadı

sen, ben, gece bir yol
başka bir şey yok elimde, hafızamda
düşünüyorum, ne kadar yer etmiş olabilir
İstiklal Caddesi kadar

sen nasıl başardın, yüzyıllık ağaç gibisin,
nasıl böyle kaldın, yoksa sen de sadece öyle duranlardan mısın?

kalbimin sokaklarını arar sorarken kim bilir ben kaç kalp kırdım,
zamanın istasyonunu trenler geçerken kim bilir kaç kez kaçırdım

her kahraman gibi erken gittin.
dinlendiğin o sarmaşık sonra soldu, hep uçtun ateşe yakın

karaya oturmuş eski bir gemide, gölgesinden sıkılmış söğütte,
baktığımda her yerde her aynada, mutluluktan sürülmüş, sanki yasaklanmış biri var

yeldeğerimeni rüzgarla rüzgar uçurtmayla geldi,
uçurtma bir çocuğun gözünden dünyayı korkuyla seyretti

sen en güzel şarkını henüz yazmadıysan, söz yok.

bu da sağımdaki bünyeden geliyor:
"bi ilk parçayı beğenmedim, selam falan"

16 Aralık 2009 Çarşamba

another tapestry

artık gerçekten ben susuyorum tapestry konuşsun. sonra hoca neden kötü espri yapıyor, bu kitapları okumuş kadın!

about "the Dice Class" in cs201, //hakkaten zar sınıfı diyor burada, konudan uzaklar için
"the word dice is the plural form of the word die, but a class named Die seems somewhat macabre. Also, using Dice prevents professors from jokingly saying "Die Class" to their students."

yemin ederim yapardı bunu.

11 Aralık 2009 Cuma

hist & tll vs tarih

nereden baksam 7 sene kadar tarih gördüm ders olarak, o kadar eminim ki şu son 11 haftada o 7 seneden daha çok şey öğrendiğimden..

10 Aralık 2009 Perşembe

mersintersin

ben yıllar boyu yatmaya giderken "hadi annem görüşürüz" deyip yattım. ilk zamanlarında, ki bu 7-8 yaşlarıma denk geliyor sanıyorum, annem baya gülerdi, "ahaha peki baybay" diyodu bozuluyodum. sonra o da alıştı, hadi görüşürüz diyip yattık bi 10 sene kadar.
şimdi farkettim de, bu mantığa göre sabah uyandığımızda da "merabaa" dememiz gerekiyomuş, üzüldüm bunu farkedince, çünkü çok emindim baybay'ın bir yatma iyi niyet belirtisi olduğundan.
iyi de, uyurken orada değilim ben. biliyorum değil yani. uyanınca da "günaydın" nedense ağır basmış "merhaba"dan.
farketme olayım da "ben 20 dk kestiriyorum hadi görüşürüz" dedim odada, iki insan da yarıldı.
o diil de bu kahve makinelerinden süt içmeyin, süt tozundan üretiyor bütün bardağı, baya iğrenç.

8 Aralık 2009 Salı

havuz problemi

ben baya boş şeyler yazıyorum buraya, farkındayım yani merak etmeyin.

az önce odama yaklaşırken canım kahve istedi ve nasıl bir mutluluk duydum anlatamam, çünkü bugün bütün gün içmedim ve canım hiç istemedi diye çok şaşırıyordum. niye sevindiğimin çünküsü o değildi aslında, şu: eğer ben kahveden vazgeçersem hayatta vazgeçemeyeceğim bir şey yok demek olur. yaklaşık son 5 yıldır kahveyle yaşıyorum, uyanmam için incebağırsağımdan (evet bence de böle diince olmadı) emilmesi gereken belirli bir kafein miktarı var. yaklaşık 1 tatlı kaşığı nescafe gold'da bulunuyor bu miktar. yani eğer ben kahve içmeden uyanabiliyorsam artık, değişiyorum demek. korktum biraz. mutluydum hayatımdan çok, bu sabaha kadar.

en iyi arkadaşım bana dedi ki, "düşündüm ama artık benim sana sözüm yok".
tek istediğim, tek dilediğim bir "teşekkür ederim" görmekti uyandığımda oysa. arkadaş olmadığımızı biliyordum zaten doğumgününü kutlarken de, tek dileğim hapşurduğunda hala "çok yaşa" diyebiliyor olmaktı. diyemeyeceğimi böyle öğrendim.
bu da geçer bence.
kahve içmeye gidiyorum. belki düzeltebilirim her şeyi olmasa bile, bir şeyleri.

sen yine de hoşçakal, vapur yolculuklarımın tek dostu, sen mutlu ol.
düşündüm de, benim sana o kadar çok sözüm var ki, neyse boşver.

5 Aralık 2009 Cumartesi

hasanlar

bi yer var,
yerin iki kat altında. 4 hoca.
benim hiç yeteneğim olmayan bir aktivite (!) üzerine ders veriliyor.
sapıkça bir yerlerimizi çekiştiriyoruz haftada 4 saat. canımız yanıyo sürekli.
ve ben niye bırakamıyorum..
bi kere yangın çıktı.
eskiden sadece derslerde bana bağırırlardı. o geri geliyor.
topuzum bozuldu diye 20 kişinin önünde bağırılmayı haketmiyordum bence.
hareketi ilk gösterilişte ezberleyemedim diye de.
bilgisayar mühendisi olucam ben ama, çok salak olmamalıyım diyorum kendime, ezberleyebilseydim keşke.
sonra bas diye bir şeye başladım.
baleden alışıktım ders bitsin diye aralarda saate bakmaya, bunda bitmesin diye bakmaya başladığımda şaşırdım.
yani demem o ki, bi cesaret edebilsem de ayrılsam baleden şimdi, çok daha mutlu bi insan olucam.
sonra da oturup pacman oyunu yazıcam ne biliim.
bi çocuk yazmamız istenen oyun çok saçma olduğu için anlamak açısından "bi oynar mısınız" dedi derste, hoca ellerini havaya kaldırıp göbek attı.
yok bu sonuncusu olaydan bağımsız.
hasanlar da biz küçükken tavandan inen örümceklere verdiğimiz isimdi bale okulunda. nası bırakıcam lan ben..