28 Şubat 2010 Pazar

histspstllnshummath

deviantart sayfalarında gezinirken bir fotoğrafa denk geldim, 6 kişi bir kafede buluşmuş da yemek yemiştik. orada bir kedi vardı. beni o 5 kişinin içinde sadece kedi yalnız bırakmadı. yarım saat sonra kalktığımda yalnız o tırmandı dizlerime ve gitme dedi.

keşke yalnız o kediyi özleyebilsem.

ne demiş candan erçetin,
ben özlemedim ki seni, kedi özledi. çağır onu gelsin diye, bana kedi söyledi.

Act II Scene 14

beni klasik müziklerimle yalnız bırakın.

bir suffix olarak çocuk

kendime bir defter aldım, sayfaları siyah.
bir de kalem, mürekkebi beyaz.

yazdıkça mutlu oluyorum çünkü o kadar farklı ki.

rüyamda zeynep hocamla konuştuğumu, beni affettiğini gördüm dün gece. tekrar başlıyordum baleye..
arada eski bir arkadaşımı görüyorum, o sabahlar hep düşer gibi uyanıyorum.
bazen de başka bir eski arkadaşımı görüyorum, kocaman bir boşlukla uyanıyorum sonra, o kadar hiçbir şey hissetmiyorum. sanki hiç tanışmamışız, bununla kalmamış da kimseden onun hakkında bir şey duymamışım gibi.

evde olmak, kurmak demek. benim için.
gerçekten hayat burasıysa, çekilmez hiç.

odanda isimsiz bir balık görürsen, onu oraya ben koymuşumdur, bil.

27 Şubat 2010 Cumartesi

kan ve iman

küçük amaçlarımdan biri de kendimi tanımaya yönelik şu sorunsalı çözmek:

yaptığım bir şey kötülendiğinde ne zaman gaza gelip daha çok çalışıyorum ve ne zaman "nasılsa olmayacak" deyip salıyorum.

bulamadım bunu.

23 Şubat 2010 Salı

cem adrian bence seçki yapmasın

çevrenize bir iyilik yapın ve fedakarlıklarınızı onların gözüne sokmayın.

yaşadığımız düzenin kuralları var, en basidinden ben gidip dormların ortasındaki havuza atlayamıyorum, veya ne bileyim hocama siktirgit giyemiyorum. bunlar tüzükleri olan, yazılı olarak suç ibare edilmiş davranışlar.

ama sırf birileri mutlu ya da huzurlu olsun diye kendi içimizden gelerek yaptığımız davranışlar, odada biri uyurken amfimin sesini sonuna kadar açıp "stand by me" çalmamam gibi, fedakarlık olarak addediliyor hepimizin umudediyorum ki bildiği gibi.

ve lütfen, bakın tekrar rica ediyorum, benim kimse karşıma geçip de "ben geçen gün sen uyuyorken müziğin sesini sonuna kadar açmadım şimdi sen de açamazsın" demesin. bunlar kural değil, fedakarlık ve birlikte yaşamanın gerektirdiği fedakarlıklar var.

her ne kadar verdiğim örnekle, biri uyurken müzik açmak arkadaş çevremde "hayvanlık" olarak adlandırılıyor olsa da, beni dünyanın en çirkin olmasa bile bayağı çirkin bir insanı karegorisine havale ediyorsa da, bu böyle.

not1: örnek tamamen işkembeden kübra (?!). oda arkadaşlarımın hepsini çok seviyorum, canım onlar benim. açmıyolar müzik falan.
not2: bu konu hakkında yakınlarda veya uzaklarda beni derinden etkileyen hiçbir örnek yaşamamış olmama rağmen bu yazıyı yazabilmiş olmam beni çok duygulandırdı. murathan mungan demiş sanırım, bir erkeğin regl sancısını öyle bir anlatmalı ki bir erkek yazar, kadın okuyucu yazarın cinsiyetini hissetmemeli.
not3: son örnek çok ekstrem oldu evet.

21 Şubat 2010 Pazar

"hayvan" bir sevgi sözcüğü bence

birilerinin bana maymun iştahlı olmadığımı söylemesine ihtiyacım var. evet yine dayanamıyorum ve yeni bir şeylere merak salıyorum, saatlerimi yeni uğraşım hakkında araştırma yaparak geçiriyorum. ama hepsini de yaparsam yaşayamam ki. yani o kadar çok yaşarım ki yaşayamam aslında. gibibirşeyler.

aynıydı gözyüzümüz, savrulduk her birimiz, insanlığa, ne oldu?
masumdu gözlerimiz, katildi kalplerimiz, insanlığa, ne oldu?

16 Şubat 2010 Salı

econ recit

ya bu olayı yaklaşık 3 ay önce tam olduğu an "laaan bunu blogumu yazmam gereeek" diye karşılamıştım fakat makus talihim buna engel oldu, yok yahu unuttum gitti. geçen gün de uyumadan 1 saniye önce aklıma geldi, uyandım. falan. o yani şimdi anlatacağım olay.

zaman: aralığın ortaları.
yer: fasshaneden girip fakülteye vardığında ilk gördüğün sınıf
neden: math101 recitation'ı

midterm 2, yarındır. bir de bir sonraki ders quiz vardır. herkes tüm dönem salmış olmanın verdiği gerginlikle azami dikkatle asistanı dinlemektedir. dersin başlamasından 20 dakika kadar geçtikten sonra sınıfın kapısında kahramanımız belirir, sınıftan bir kurban seçerek gözlerini ona kilitler ve der ki:

burası econ recitation'ı mı?

kurban arkamda oturduğu için göremedim ama muhtemelen kafa salladı. kimse konuşmadı fakat birileri içinden "ehue hiç bi gitmedin be bu saate kadar" dedi.

şimdi hızlıca finallerin başlamasından önceki cumaya fastforward yapıyoruz. kafa aynı, yine kimse bayağı bir şey bilmiyor, asistan dileniyor. ders başladıktan 20 dakika geçer, kahramanımız, evet, aynı kahramanımız tedirgin hareketlerle sınıfa girer, bir yere geçer oturur, ve asistana soru sormaya başlar. konuyu biliyordur, sorduğu soruların cevabı vardır.

sen kimsin ey insanoğlu, math101 alıyordun ama aynı saatte econ recitin mi vardı.. math101 almıyor da econ alıyorsan neden finallerden önceki cuma saat 9da recitimizdeydin?
neden?!

***

bunu da yaziim aradan çıksın:
FENS amfisine kedi girdi! hem de tatilden önce odamın kapısını açıp karşımda oturur bulduğum kedi! etrafta gezindi, millet sevdi, sonra aynı cool'lukla arkasına bakmadan çıktı gitti!

31 Ocak 2010 Pazar

headbang

muhtemelen hayatımın en verimsiz dönemini geçirdiğimden sebep bir nevi "fiştek" olması unuduynan eski günlüklerimi okumaya başladım, çok küçük ve çok salak kısımları sıkıntıdan patlayarak da olsa elimden geldiğince okuduktan sonra tam da "kitap okiyim bence o daha çok ilham verir" demişken okuduğum son gün şunları yazmışım, nasıl hoşuma gitti, nasıl duygulandım.

17.10.06 18.38 Salı

Eskiden 40 yılda 1 aklımdan geçen ve düşünmekten korktuğum konular artık geliyor ve gitmiyor.
Gelecek hep ışıldar. Bu kadar fazla fal türü ve sektörü sadece gelecek içindir. Burçlar da aynı şekilde.
Bir kere tarot baktırmış, laf olsun diye elime geçerse ikizler kolonunu okuyan biri olarak şu and 3 yıl sonrası'na takmış bulunmaktayım. Bunun nedeni de Koç'u tükettiğimi düşünmem. Artık bana iyi bir şeyler (Agh arkada çikita muz çalarken yazılmıyor 1 saniye, evet natural disaster olur.) veremeyecek. Her günüm daha kötü geçiyor. Günler bitmiyor, tikiler saçlarını kabartıyor.
Koç'tan mezun olacağım güne dualar ediyorum. O piramitten geçmek zorunda kalmayacağım günlere. İlköğretime yürüyüp her şeyin değişip soğuduğuna inanmayacağım günlere.
Belki de "Shuttlelar" la sapağının önünden geçip, eski senelere lanet okuyup Sabancı'ya varacağım günler için istiyorum bunu.
Ama artık çok sıkıldım. Üniversite sınavı seneye olacak olsa razı olurdum. Bari 1 sene atlayayım.

LAN?! 3 YIL 2 AY..
bunu geçmiş burcu'ya anlatabilseydim keşke..

26 Ocak 2010 Salı

güneşışığı

ben de yalnız kalınca yalnızlığıma değil de kendi kendime kaldığımda aklıma gelenlere üzülüyorum.
selin'le de konuştuk bunu, yalnız kalınca hep duygu yiyoruz, bundan hüznümüz.

şu an odamdayım ama yarın 10.30 da olmayacağım, yarın 12 gibi hiç kimsenin odasında olacağım, eski benim odamda.

benim evim burası.

onun da evi burası.

o da 2 hafta evinde yok.

gel gel gel.

22 Ocak 2010 Cuma

c'est fini

oooğoooo,

yapılacaklar:
uyu ve saat çalmadan uyan

bu kadar!
day di day day

18 Ocak 2010 Pazartesi

kayıt

ağladığımızda dışarı akan gözyaşı kadar içeri yemek borusuna da aynı miktarda tuzlu su salınıyor bence.
her ağladığımda neden midemin bulandığını başka bir şekilde açıklayamıyorum henüz.

hiçbir şey yaşamak istemediğim zaman mütemadiyen uyuduğum günlere dönüyorum sanırım, lise3 te bir süre, gün içinde uyanık kaldığım zaman dilimi okulda olduğum zaman dilimine eşitti. o günlere dönmek istemiyorum hiç.

bari son finalim de bitsin.

17 Ocak 2010 Pazar

ehu

8 12 13 19 execute

ney

tavla oynarken aldığımız riskleri hesaplamak için math 203 alalım diyorum ben gelecek dönem.

13 Ocak 2010 Çarşamba

i love structs

bir kadın var.

5 yaşımdan beri tanıyorum, bazen çok seviyorum bazen hiç sevmiyorum ama 5 yaşımdan beri haftada iki gün görüyordum, 4 ay öncesine kadar.
görmeyi, hamile olduğunu öğrendikten 3 gün sonra bıraktım.
nasıl yakışmıştır ona...

bale, çok mu uzaksın artık bana?
yani belki de diğer hocam arayıp, "neden üstten ders alıyosun ki şart mı" demeseydi, pardon bağırmasaydı, daha çok üzülebilirdim bıraktığım için. doktor bu kadın bi de.
neyse.

4 Ocak 2010 Pazartesi

sanki yasaklanmış biri var

ben buraya hiçbir şey yazmamak için geldim.

zaman vermek bir şeylere çok zor, neye ne kadar zaman vermek istediğinden öte neye ne kadar zaman vermek gerektiğini kestirmek daha zor yine de. "boş vakit" diye bir şey yok çünkü bence. yatağıma uzanıp 1 metre yükseklikteki tavanı izlerken de boş değilim sanki, arka planda çalışan trilyonlarca program var.
son bir haftadır doğru düzgün derslere girmiyordum, yılbaşı, amerikadan tatillerini geçirmeye yanıma gelmiş ama benim tatilde olmadığımı hiç farketmemiş arkadaşlar hep sebep gösterilebilir ama çok sıkılmam ve hiçbir şey yapmak istememem tek neden yine de kesinlikle. öyle sarhoş olsam ki bir daha ayılmasam kafasındaydım 1 haftadır, öyle de bir yılbaşı geçirdim ama toparlayamıyorum şimdi de. hem de bütün dönem eşşek, evet 2 şeyle, çalıştıktan sonra tam finaller öncesi kas gevşeticisi almış olmam çok çok dert oldu içime. bu dertle de sürekli panik halinde gezdiğimden kafamı veremiyorum doğru düzgün bir şeylere ve hiç düzelmiyorlar. baksana işleri düzene sokmaya karar vereli 1 tam gün olmamasına rağmen olmuyor diye çıldırıyorum şu an.
diyeceksin ki kardeşim o zaman git çalış ne bok yemeye blog yazıyorsun, ama bir şeyleri kafamda netleştirmem için onları ifade eden görebileceğim kelimelere ihtiyaç duyurum ben de, bununla besleniyorum.
vakit ayırmam gereken ve vakit ayırmayı istediğim şeylerin kesişim kümesi belli kafamda, buraya bu kadar net yazmayacak olsam da, gerisi o kadar ilgilendirmiyor ve görüş alanıma girmiyor ki artık, daha mutlu olamam bu akşam.

ben buraya hiçbir şey yazmamak için geldim.