Oraya gelebilmek için neler vermezdim şimdi.
Yalnızlığın anlaşıldığı an bu. En çok olmak istediğim yerde kimsem olmadığı için olamamak, yalnızlığın tanımı olarak kalacak sözlüğümde. Bu gün hiç gitmeyecek gözlerimin önünden biri çekip gittiğinde. Her terk edilişte gidenin yerine bugün gelecek zihnimde. Bu gün, hiç gitmeyecek geçmişe, arşive. Eylemsizliğe yenilmeyecek ve benimle birlikte dolaşacak zamanı, ne demiş Elif Şafak, zaman ille de başlayan ve düz bir zeminde akan bir kavram değil, eğer hal buysa, bu gün de benimle gelecek her gittiğim şehre, tanıştığım her suratla o da tanışacak ve o da büyüyecek benimle. Belki de beni büyüten gün bu gün. Belki de bu gün, bütün hayatım boyunca benimle yaşayacak bir hatırayı kendime kattığım için büyüdüm.
İlk defa hüznün tanımını yapabileceğim bir anla büyümüş olacaksın demedi kimse bana. Ne kadar büyüdüğümüz, döktüğümüz göz yaşlarının sayısıyla doğru orantılı olsaydı ben ölmüştüm, biliyorum. Ama Elif Şafak aynı zamanda “zamanı yaralarla ölçen kadın” demiş Teoman’a yazdığı parçada, ben hiç yara almadım hayattan, aşk acısı dahil. Belki de yalnızlık ilk yaram olarak işlenecek takvimime, üzerinden yıllar geçtiğinde kıyafetlerimi sıyırıp okşayacağım. Sevilen yara izlerine yazılacak adı. Hiç kapanmayacak çünkü ben istesem bile.
İstediğimden de emin olamıyorum ya bazen, o dokunuyor bir de.
Yalnızlığın, dışarıdan bakanlara acıma duygusu verme gibi bir özelliği var. “Neden yalnız” diye sormuşumdur ben bile, karşı masada yemeğini yiyen üst sınıf kız için. Oysa yalnızlığın allaha mahsus olmadığını bilen ender insanlardan biriyimdir ben.
Yalnızlık, yanımda kimse olmadığı için koymadı bana. Bir omuz bulup ağlamak değil derdim, pekala basıma sarılıp da ağlayabilirim. Daha da mutlu eder nedenini sormayan ve çok güzel ses çıkaran dostlar. Gözyaşlarım tellere isabet etmesin diye uğraştığımı da bilirim. Yalnızlık sadece ellerime kelepçe taktığı için yaraladı beni. Birilerine muhtaç olduğumu bana kanıtlamayı başardı işte. Yoksa ben kendimi herkesten çok seviyorum, doğal olarak kendimle olmayı da hepinizden çok istiyorum. Kabulleniş değil bu, onu da düşündüm az önce. Bu daha önceden hissetmediğim bir şey olsaydı tekneyle açılmaktan korkmazdım sıkılırsam dönemem diye.
İstediğimde aynaya bakıp bağıra bağıra şarkı söyleyebilmem lazım kendime. Her istediğimde gözüme kalem çekip gülümseyebilmeliyim kendimle. En sevdiğim parçalara eşlik edebilmeli, kafamdan modern dans koreografileri yapabilmeliyim hayatın karşısına geçip. Çok kötü kitaplar okuyup kusana kadar içebilmeliyim. Mutluluğun formülünde yalnız ben olabilmeliyim. Böylece hiç değişkenim olmadan, sadece sabiti olan bir fonksiyonda ilerleyebilirim. Türevim sıfır olsa da farketmez. Türeve ihtiyacım yok ki.
Keşke klonlayabilsem kendimi de birsürü kendimle çıksam, eğlensem Taksim’de.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder